27 Eylül 2008 Cumartesi

ONDAN, BUNDAN :)

Merhabalar, bir haftayı daha bitirmiş bulunuyoruz. Ve tatile başlıyoruz bugün :) Aslında bizim iş yeri bayramda bile açık. Ne kadar saçma değil mi… Nöbetleşe kalacak personel. Arefe ve bayramın ertesi günü cuma 2 öğretmen görevli. Bekar öğretmenleri görevlendiriyorlar. Sinirlendik bayağı bir biz bekar öğretmenler. Haksızlık değilmi. Hemen evlenmem lazım :)

Cuma ben görevliydim ama şehir dışına çıkacağım için başka öğretmene görev verdiler şimdilik kurtuldum ama diğer bayram kurtulamayacağım. Bayram günü hizmetliler gelecekmiş. Tam bir saçmalık bence bayram günü yazık değilmi o personele ve bayram ertesi ve arefe günü öğrenci gelmeyeceği halde öğretmenin gitmesi hiç mantıklı gelmiyor...

Sağlığım daha iyice çok şükür. İlaçlar yaradı. Bugün Mersin’e gidiyorum. Önce ablama, yarında yazlık eve. Bayramı orada geçireceğiz. 1 aydır canım annemi ve babamı görmüyorum. Çok özledim ikisini de. Bayram dönüşü dönüyorlar neyse ki. Bugün koskocaman sarılacağım ikisine de.

Bu akşam ^^Komedi Dükkânı’na^^ gideceğim. Mersin’e geliyorlar. 3 gün önce Adana’da gösteri vardı ama biz Mersin'dekine bilet almıştık. Bu gece inşallah bol bol gülüp stres atacağım. Bayılıyorum o programa.


Tam bir komedi bu Tolga Çevik değil mi :) Sizlerle paylaşacağım bugün ki gösteriyide inşallah bayram dönüşü.

HERKESİN BAYRAMINI ŞİMDİDEN KUTLUYORUM.
GÜZEL BİR BAYRAM GEÇİRMENİZİ DİLERİM.
HEPİNİZ SEVGİYLE VE MUTLU KALIN OLURMU :)

26 Eylül 2008 Cuma

CAN DÜNDAR'DAN


Birine sevginizin tümünü sunmak, Asla sizi de aynı şekilde seveceğinin garantisi değildir.

Sevgiye karşılık beklemeyin; Sadece sevginin karşıdakinin kalbinde büyümesini bekleyin; fakat olmazsa da, sizin kalbinizde büyüdüğüne emin olun.

Birine çarpılmak için bir an yeterlidir, birinden hoşlanmak bir saat, ve birini sevmek içinde bir gün yeterlidir, ama birini unutmak ise bir ömür sürer.

Görünüşe aldanmayın; kandırıcı olabilir.

Zenginliğe aldanmayın; yok olur gidebilir.

Sizi güldüren birini seçin çünkü karanlık bir günü aydınlatan şey bir gülümsemedir.

Kalbinizi gülümsetebilen birini bulun.

Öyle zamanlar vardır ki, bazen birini öylesine çok özlersiniz ki, onu hayallerinizden çıkarıp, gerçek hayatta kucaklamak istersiniz.

Hayal etmek istediğiniz şeyi hayal edin, gitmek istediğiniz yere gidin, olmak istediğiniz kişi olun, çünkü yaşayabileceğiniz tek bir hayatınız var ve tüm bunları yapabilmek için tek bir şansınız.

Sizi tatlı kılacak kadar yeterli mutluluğunuz olsun, güçlü kılacak kadar acı deneyiminiz, insan kılacak kadar üzüntünüz, ve sizi mutlu kılmaya yetecek kadar umudunuz olsun.

Daima kendinizi başkalarının ayakkabılarına koyun. Eğer ayaklarınız acıyorsa, o kişininkiler de acıyordur.

En mutlu kişiler, her şeyin en iyisine sahip olanlar değildir, onlar karşılarına çıkan her şeyin değerini en iyi bilenlerdir.

Mutluluk, ağlayanlar, incinenler, araştırma yapanlar, ve çabalayanlar için vardır, çünkü böyle insanlar hayatlarına giren her insanın önemini takdir edenlerdir.

Aşk bir gülücük ile başlar, bir öpücük ile gelişir, ve bir gözyaşı ile son bulur.

En parlak gelecek, unutulmuş bir geçmişin üstünde yükselir, geçmişinizdeki kalp kırıklıklarını ve hataları silmezseniz hayatın içinde ilerleme şansınız olmaz.

SEVİN.. SEVİN.. SEVİN.. HİÇBİRŞEYİ VE HİÇKİMSEYİ DÜŞÜNMEDEN SEVİN.. SEVGİNİZİ, SEVDİĞİNİZİ ELDE ETMEK İÇİN HER YOLU DENEYİN. BİRGÜN HERŞEY ÇOK GEÇ OLABİLİR. UNUTMAYIN!

CAN DÜNDAR

24 Eylül 2008 Çarşamba

HASTAYIMMM :(


Merhaba dostlarım, 2 gündür çok rahatsızım. Midem beni öldürdü. Pazartesi iş yerinde başlayan ağrımı birtürlü dindiremedik. İzinde alamadım o gün çünkü birsürü dersim vardı. Eve geldiğimde ağrımdan duramıyordum. Annemlerde hala dönmediği için evde bakan yok tabi.

Sürekli yattım. Salı günü işe gittim sabah yine ağrım çok. İş yerinde herkes bir önceki güne göre nasıl olduğumu sordu. Cevap vermeme gerek kalmadan çok kötü görünüyorsun çiçeğim dediler. Bayan müdürümüz sen git dinlenme odasına yat saat 8:30 oluncada doktora git dedi. İş yerinden canım arkadaşım ''müdürüm doktordan sonra eve gitsin dinlensin biz idare ederiz'' dedi. İş yerimdeki arkadaşlarımı çok seviyorum. Sonra beni eve gönderdiler.

Önce doktora gittim tabi. Muayene oldum. Birsürü gerekli gereksiz ilaçlar yazdı. Eve gelip dinlendim. Tabi bugün işe gideceğim.

Neyse ki bugün daha iyiyim. Şiddetli üşütmüşüm midemi. Tabi havalar serinledi biz Adanalılarda serin havayı özlediğimizden açıyoruz pencereleri üşümek hoşumuza gidiyor :)

İşte böyle dostlarım. Aman havalara dikkat şu sıralar nezlede çok yaygın. Tüm öğrencilerim foşur foşur nezle. Bana da bulaşacak diye korkuyorum.

Benden şimdilik bu kadar. İşe gitmeliyim :)

SEVGİYLE KALIN...

21 Eylül 2008 Pazar

MİMLENDİM 'Bir Kadın Ne İster'





Canım arkadaşım Mehtap beni mimlemiş. Konumuz ' Bir kadın ne ister?' ...

* Bir kadın en başta '''Güvenmek ister'''.

* Sevilmek ister.

* Önemsenmek ister.

* Hatırlanmak ister.

* Sadakat ister.

* Aşık olmak ister ve bu aşkın ölünceye kadar sürmesini ister.

* Anlayış ister bu anlayışın bir anlık değil ömür boyu sürmesini ister.

* Affedilmek ister.

* Kadınlar Şımartılmak ister çılgınlık ister, süprizleri sever.

* Güzel olmak ister.

* Bu güzellik ömrü boyunca kalsın ister.

* Kadınlar renk ister hem hayatlarında hem çevrelerinde.

* Kadınlar dinlenilmek ister.

* Evlilik yıldönümü ve doğumgünleri unutulmasın ister.

* Bir kadın anne olmak ister ve doğurduktan sonra vücudu bozulmasın ister.

* Hapur küpür yemek fakat kilo almamak ister.

* Küçükken evcilik oynamak ve büyüyünce de evlenmek ister.


Bende sevgili arkadaşlarım Beenmaya'yı ve HtC'ciğimi mimliyorum. Bakalım size göre kadınlar ne ister... Kolay gelsin.


SEVGİYLE KALIN HEPİNİZ.

19 Eylül 2008 Cuma

HOŞGELDİN




Powered by eSnips.com


Hiç ummazdım
Oldu
Sonbaharda
Hediye gibi geldin
Hoş geldin

Seyirlik değil, ömürlük olsun
Dilerim bu defa bu son olsun
Seyirlik değil, ömürlük olsun
Bir yastıkta nasip olsun

Gel, koynuma gel
Oynuma gel
Akşam gözlü esmer

Safa geldin
Son ihtimalim
Bir sana kalmış halim
Hoş geldin

Seyirlik değil, ömürlük olsun
Dilerim bu defa bu son olsun
Seyirlik değil, ömürlük olsun
Bir yastıkta nasip olsun

Gel, koynuma gel
Oynuma gel
Akşam gözlü esmer

Gel, koynuma gel
Oynuma gel
Akşam gözlü esmer


^^Sezen AKSU - Hoşgeldin^^

17 Eylül 2008 Çarşamba

'KİLİTLİ KAPININ ARDINDAKİ YER' ( CEZMİ ERSÖZ )

( Uzun bir yazı ama bence okumaya değer...)
Kilitli kapının ardında ki yer!..

Varlığımı korumak için bütün gün kendimle uğraşıyorum. Çünkü varlığımı korumazsam dağılıp paramparça olacağımı sanıyorum. Korkuyla ve sımsıkı kapanıyorum kendime. Kendime sımsıkı kapansam da yine her gün bitiminde hep aynı eksikliği, hep aynı yetinmezliği yaşıyorum. Hayatın bütün bu şekillenişi... Vitrinler, konuşma biçimleri, eşyalar, yollar, fikirler, alışkanlıklar, beklentiler, bütün bu sistem, her şey ama her şey beni kendime kapatıyor.
Yoksa dağılıp parçalanmaktan korkup kapandığım kendi benliğimde değil de kilitli bir kapının önünde mi bekliyorum, hep, ben?
Yoksa bu kilitli kapıyı da yitiririm, diye mi korkuyorum dağılıp parçalanmaktan?
Bu kilitli kapının varlığına en çok sevgilerin başladıktan bir süre sonra bittiği, dostlukların hiç
beklenmedik bir anda tükendiği zamanlarda inandırdım, kendimi ben. Bu kapıyı bir açabilsem, açıp içine bir girebilsem, orada sevgilerin sonsuza dek süreceğini, dostluklarıma hiç tükenmeyeceğini düşünürdüm, hep. Buna kendimi ısrarla inandırdım.

Orada herkesin içinin görülebileceğini, herkesin maskesiz olduğu gibi yaşadığını hissettim.
Orada egemenlik, güç ilişkileri yoktu. Orada güçsüz, zayıf, yetersiz diye kimseyi aşağılama yoktu. Çünkü orada herkesin varlığı tek tek önemli, herkes tek tek eşsiz, herkes tek tek vazgeçilmezdi... Sahiciydi...
Herkes kendi ve başkalarının varlığını korkmadan doya doya tadıyor ve yaşıyordu orada... Ezilen, baskı altında olan, engellenen olmadığı için, herkes doğumuyla getirdiği sevgiyle vardı orada. Başkalarının mutsuzluğu üzerine kurulmuyordu hayatlar. Bir kişinin mutluluğu bile oradaki herkesi yukarı çıkartıyordu, sevinçle yükselmeye...

Peki, bu hayatta yaşadığım o derin eksiklik, o bitmeyen yetinmezlik duygum yüzünden aklımın uydurduğu bir efsane, bir yok ülke olamaz mıydı bu kilitli kapının arkasındaki dünya? Yoksa hepsi, hepsi bu muydu, bu kadar mıydı hayat? Ama ben bu hayatla hiç uyuşamadım, hiç bütünleşemedim ki... Hiç beni giderek daha da içime kapayan bu işleyişin dilini çözemedim ki. O benden ne istiyordu, ben ona ne veriyordum, hiç bilemedim ki...
Yaşamak değildi de bu, sanki yaşıyor gibi olmaktı, öyle göstermek, öyle sanmaktı.

Nasıl yaşarsam doğru yapmış olur, nasıl yaşarsam bana hep ya çok büyük ya da çıldırtıcı derecede yetersiz ve anlamsız gelen bu hayata sığabilirim, onunla bütünleşebilirdim? Hayatı nasıl algılarsam, bu bitmeyen sürgünlüğüm biter ve bu neye olduğunu bilmediğim özlemim ve onun yarattığı sızı dinerdi?
Hep duygularımın diliyle konuşmak isterdim. Ama içimde birbirine rağmen varolan öyle çok duygu var ki bu yüzden açık, dürüst ve kendim olmak için içimdeki bütün bu duygularla, duygularımın tüm sesleriyle konuşmam gerek. Zaman zaman, o bana hep egemen olan aklımın kimi çatlakları arasından bu birbirine karşı ve birbirine rağmen içimde barındırdığım duygular ortaya çıktığında, insanların yüzlerine büyük bir dikkatle bakıyor ve orada hep aşağılayıcı ve fırsatçı bir merak, her şeyin açığa çıkabileceğinden doğan ölçüsüz bir korku ve derin bir tiksinti görüyorum.

Görünce de kendimi hemen toparlamak zorunda kalıyor ve o zaman: “Affedersiniz, bugün çok yorgunum, biraz da kafam karışık,” deyip hemen toparlıyorum kendimi...

Kimi zaman da karşımdaki, içimdeki bu duygu karışıklığını, bu birbirine rağmen varolan duyguları anlayacak diye fazladan konuşup onun dikkatini dağıtıyor ve bütün duygularıma tamamen aykırı, farklı bir şeyler söyleyip kendimi olduğumdan çok başka biri gibi göstermeye çalışıyorum...

Kilitli kapımı açamadığım için, çevremdekilere kendimi önemsetmeye ve bu sahte önem duygusuyla onların dikkatini çekmeye çalışıyorum sık sık. Güçlü bir insan görüntüsü yaratıyorum. Kapımın kilitli olduğunu ve benim her gece ve her gündüz bu kapının önünde umutsuz bir şekilde beklediğimi anladıklarında beni anında yok ederler, elimdeki avucumdakini de alırlar, korkusunu duyuyorum içimde...
Oysa içten içe bu elimdeki ve avcumdakinin aslında sadece korkularım, kaygılarım, sahte gururum ve sahte güvenlik duygum olduğunu bilirim...

Kilitli kapımın önünden ayrılmamak için bu kadar çırpınıyorsam, bu kapının ardında bana ait bir şeyler olmalı diye düşünüyorum. Kilitli kapının ardında özlediğim o sahici yer olmasa, çıkarcı ve ikiyüzlü olduğum ve böyle davrandığım zamanlar içim hiç acımaz, kendimi kirlenmiş, kötü ve suçlu hissetmezdim, diye düşünüyorum. Sanki geçmişte, çok eskilerde yaşanmış bir hayata, bir dönem bütün içtenliğim ve birlikte olduğum insanlara ihanet etmiş
gibi hissetmezdim kendimi...
Ve neredeyse enerjimin çoğunu, içimdeki yapaylıkları, kötülükleri ve acımasızlıkları yok etmek için harcamazdım...

Arkadaşım gecenin bir yarısı, kapımın önüne kadar geliyor. Ona benim bir sürgün, bir zavallı, çırpınan biri olmadığımı anlamasın diye aklıma gelen her şeyi söylüyorum. Çünkü kapımın önüne kadar gelmiş, çünkü herkesten çok yaklaşmış bana. Yaklaştığı yer, kilitli kapım oysa. Kimseye göstermediğim sırrım; belki de orada asıl ve son inancım var... Bu yüzden tetikteyim ona karşı... Beni anladığını, beni farklı bulduğunu ve sevdiğini söylüyor. Yanına biraz daha
yaklaşıyorum, gözlerine bakıyorum. Gözlerini görüyorum. Konuşmaya devam ediyor... O da kilitli kapısının önünde yıllardır umutla ve umutsuzca bekliyor.

Bizi birbirimize yaklaştıran da içimizde kilitli kapılarımız olduğunu fark etmemiz ve birbirimize onu bir an önce açmak istememiz... Ve o bütün bu sözleri, kendi kapısı açılsın, sürgünlüğü, bu ruh gurbeti bitsin, diye söylüyor. Ama ikimiz de bunu başaramıyoruz. Ben nasıl gururumu çiğnetip kilitli kapımı açabilmek için ondan yardım isteyemiyorsam, o da korku ve kaygıları ikiyüzlü ve o sahte gururu yüzünden benden yardım isteyemiyor. Hissediyorum, onun da kafasında birbirine rağmen varolan birden çok duygu, birden çok ses var... Söyleyemiyor, çünkü beni tamamen yitirmekten korkuyor...

Aslında bütün bu birbirimize hissettiğimiz yakınlığımıza rağmen bir süre sonra ayrı düşsek bile, çok da etkilenmeyeceğimizi biliyoruz, içten içe. Çünkü kilitli kapılarımızın önünde, sahte, yarım yamalak, taslak hayatlar sürdürdüğümüzü iyi biliyoruz.

En acısı, kilitli kapılarımızın açılmasında birbirimize yardımcı olmazsak, bir süre sonra birbirimizden nefret etmeye başlayabiliriz bile... Ve bir süre sonra aramızdaki gizli rekabet, saklayamadığımız ve ardından gelecek nefret duygusuyla, birbirimizden tamamen kopacağız belki de. Evet, boşluklarımız nefret; çünkü bir an çocuksu bir umuda kapılıp herkeslerden sakladığımız kilitli kapılarımızı bir an için gösterdiğimiz, sonra da sakladığımız için, nefret... Nefret...

Doğamıza ait olmayan ama nedense çok güçlü olan bütün bu bizi kendi içimize kapatan duyguların incecik bir iple birbirine bağlı olduğunu bildiğimiz ama çok istesek bile, yine de bu ipi bir türlü kopartamadığımız için.
Korku... Kaygı... İkiyüzlü gurur... Hepsi sahte... Hepsi çok güçlü!..

CEZMİ ERSÖZ

15 Eylül 2008 Pazartesi

MİMLENDİM...

Canım arkadaşım Lolam beni mimlemiş. Konumuz ev yaşamında nefret ettikleriniz?
Ev yaşamında nefret ettiklerim çok sayılmaz aslında. Ya da şimdilik pek başıma gelmiyor bilemem. Sıralayalım bakalım :-)


*Çok titiz bir insan olduğumdan dolayı ben temizlik yaparken karışılmasından ve sildiğim yere basılmasından nefret ederim :) Ben yerleri silerken mümkünse herkes otursun isterim :-)


*Evde çok fazla gürültüden hoşlanmam. Mesela yüksek sesle bağırıp çağırılmasından ya da televizyon sesinin çok fazla açılmasından hoşlanmam.


*Dağınıklıktan nefret ederim. Özellikle mutfak ve banyoda.


*Eve ayakkabılarla girilmesinden çok ama çok nefret ederim.

İşte buna benzer özellikler beni birazcık sinirlendirebilir :-)
Bende sevgili dostlarım ¢αиıѕı ve Lalegül'ü mimliyorum. Kolay gelsin.

HEPİNİZ SEVGİYLE KALIN.

13 Eylül 2008 Cumartesi

TÜRK KAHVESİ


Her kahve aynı tadı taşımaz... Nerede içiyorsan, kiminle içiyorsan ona göre değişir...

Sahilde oturduğun rüzgarlı bir sonbahar günü, en sevdiğin dostun ağlarken içtiğin kahvenin tadı kederlidir... Kahve telvesine yüreğinin acısı karışır.

Bir pazar öğle sonrası annenin "hadi bir kahve yap da içelim" dediği kahve huzurludur... Köpükler annenin göz bebeklerine yansır... Dudağının kıyısında kalan küçük bir gülümsemedir...

Bir gece vakti zil zurna sarhoş birinin içtiği kahve düşülen kuyudan çıkma çabasıdır... Koyu kıvamlı kahverengi bir ipe tutunur çıkarsın ... Çıktığın an uyuyakalırsın... Ferahlıktır!!!

Dostlarla içilen kahve neşedir... Kahkahalar köpüklerin üzerinde yüzer... Tek başına gece vakti balkonda içtiğin kahve yalnızlıktır... Acıdır tadı... Ama garip de bir keyfi, lezzeti vardır...

Baban için yaptığın kahve sevgi doludur... Çay bardağında, az şekerli... Kahve gibi görünmez sana... Ama sıcaktır dumanı tüter ve kokusu büyülüdür...

Beklemediğin bir anda sana uzatılan kahve başkadır... Isıtır insanın içini...

Yorgun olduğunda içtiğin kahve hafifletir seni... Kendine getirir, unutturur günün ağırlığını... Kahve aynı kahvedir belki... Köpüğüyle, rengiyle, dumanıyla aynı kahvedir ama içilen kahveler ruhunun süzgecinden geçer ve tadları değişir...

Her kahve aynı değildir bu yüzden...

12 Eylül 2008 Cuma

AFACAN ÖĞRENCİLER


Merhabalar dostlarım, yorucu bir hafta geçirmekteyim. Okulun ilk hafta oluşundan dolayı öğrencilerde daha derse tam adapte olamadılar. Hergün öyle yoğun bir tempodayım ki bloguma pek vakit ayıramıyorum.

İş yerinde hiç oturmuyorum diyebilirim. Akşam 17:30'a kadar sürekli ayaktayım. Ders aralarında bile çocukların başındayım. Etkinliktede aynen.

Bugün benim sınıfta iki öğrenci birbirine girmiş. O sıralarda öğrencilere de kendimede biraz mola verip öğretmenler odasına indim ve oturayım biraz dedim. Öğrencilerinden biri hararetle koştu yanıma ve '' Öğretmenim Efe ile İbrahim kavga ediyor, çabuk yetişin...''

Nasıl o 4. kattaki sınıfa koştuğumu hatırlamıyorum. Hırpalamışlar birbirlerini. Ayırdım tabi hemen. Önce kızdım biraz, sonra nasihatlar verdim ve 6. sınıf olan bu öğrenciler birbirinden özür dileyip, sarılıp barıştılar :)

İdareye yansımadı neyse ki. Yoksa niye başlarında değildin diye bana laf ederlerdi. Gün içinde gözlemledim öğrencileri eskisi gibi iki iyi arkadaş oldular neyse ki :-) Çok afacanlar bu öğrenciler :)

Hepsini çok seviyorum beni ne kadar yoruyor olsalar da.
Benden şimdilik bu kadar. Aslında yazacak çok şey var ama çok geç oldu. Sabah çok erken kalkıyorum.
SEVGİYLE KALIN HEPİNİZ.

10 Eylül 2008 Çarşamba

KIRGINIM...


Kime olduğunu, neye olduğunu bilmeden kırgınım…

Belki hayata, belki kendime kırgınım sadece…

Kırgınım…

Yüreğim bir yanardağ gibi kaynayarak yanarken, Nasıl oluyor da bir buz dağı oluveriyorum bir anda...

Kırgınım…

Öfkeme, tat almayan yüreğime, Kalbime…

Kırgınım…

Mantığımla kalbimin arasında gidip gelen Benliğime…

Kırgınım…

Sonuçlandıramadığım sevgilerime, Sarılmaya korktuğum sevgililerime KIRGINIM…

9 Eylül 2008 Salı

BİLMİYORUM...

Mücadele etmek için ne gücüm ne de azmim var. İsteğim yok demiyorum ama engeller tüm hevesimi törpülüyor bazen. İmkan ve şans olmadıktan sonra yapabileceğim tek şey belki de hayallere sığınmak. Aslında en kolayı bu herhalde. Tüm bunlara rağmen olumsuz yönleride yok değil, çünkü hayaller ne kadar hoş olsada hiç bir zaman gerçeklerin yerini alamıyor. Öyle olsada hayaller gerçeklere açılan birer umut penceresi olabilir bana göre.

Sevebilirmiyim... "Yeniden biri hayatımda temiz bir yaprak olabilir mi ??? ''

BİLMİYORUM...
İşin doğrusunu bilmemek işime geliyor. Zamana ihtiyacım var bilebilmek için belki de.
Hayatı iyi yada kötü yaşayıp gidiyoruz işte. Hayatta bir çok şeye bağlandığımız gibi, bağlandığımız şeylere sırtta çevirmişiz aynı zamanda. Çokta duyarlı olmamak lazım aslında.

Biraz kin, biraz nefret, biraz da tutku; kaderin akışına bırakılmış bir hayat sonuçta. Yaşayıp gidelim işte. Çünkü çırpınmalarımız hiç bir işe yaramıyor bazen, yaramadığı gibi bizleride yıpratıyor. Çevremiz gibi duyarsız ve tepki vermez mi olsak acaba? Mutlu olamasakta bazen, mutsuz yaşamayız en azından... Herşeye rağmen biraz umut...

5 Eylül 2008 Cuma

GERİ DE KALAN GÜZEL BİR HAFTA

Merhabalar, yoğun ve yorucu bir haftayı geride bıraktım. Yeni bir iş ve yeni bir hayat başlangıcıydı :) benim için bu hafta.

Sanırım herşey yoluna giriyor hayatımda. Böyle devam etmesini diliyorum. İş yerimden çok memnunum. Öğrencilerimi çok sevdim. Bu hafta daha çok ilkokul öğrencileri vardı. Ben büyük öğrencilerin Fizik ve Fen Bilgisi dersine girdiğim gibi ilkokulların da Fen Bilgisi derslerine giriyorum. İlkokul 1-2 ve 3 öğrencileriyle etkinlik saatlerimizde sek sek, langırt, masa tenisi, ip atlama, köşe kapmaca vs... oyunlar oynadık hep öğretmenler ayağımız da topuklu ayakkabılarla :)) Ve birsürü çizgi filmler izledik :) O kadar tatlılar ki anlatamam. Çok sevdim hepsini.

Toplam 9 öğretmeniz. Aile ortamı gibi yeni iş yerim. Umarım ilerleyen zamanlarda sorun yaşamam.

Pazar günleri tatilim. Cumartesi günleri pek çalışmayacağım. Sanırım nöbetleşe çalışacağız. Bana sıra ayda 1 gelir gibi.

Bu sene size bol bol öğrenci diyologlarımı anlatacağım sanırım. Çok komedi öğrenciler var :)

Bu hafta yoğun ama çok güzel bir haftaydı.

Benden şimdilik bu kadar.

HEPİNİZ SEVGİYLE KALIN...

2 Eylül 2008 Salı

SIZIM SIZIM


Sızım sızım sızlar içim
Gözümde akmayan yaşlar
İçimde yıllardan kalma birikim
Bilmem ne zaman patlar

Bilirim sonu var bunun
Bilirim sonu gelir her sorunun
Çaresi bulunur bilirim her sorunun

Hiç aç susuz yaşamadım ki
Hiç parasız pulsuz kalmadım ki
Hiç aşksız sevgisiz olmadım ki
Neden neye kime bu özlem

Sızım sızım sızlar içim
Yüreğimde fırtınalar
Ve suskun artık umutlarım
Sanki benden hesap sorar...

1 Eylül 2008 Pazartesi

HOŞGELDİN RAMAZAN


HEPİNİZE HAYIRLI BİR RAMAZAN AYI DİLERİM.
SEVGİYLE VE MUTLU KALIN...

30 Ağustos 2008 Cumartesi

DÖNDÜM ARTIK

Merhabalar, tatil bitti ve ben temelli döndüm artık. Çok dolu dolu bir yaz değildi ama yine de tatil yaptım işte. Pazartesi işe başlıyorum. Yeni bir ortam olduğu için heyecanlıyım biraz. Diğer derslerde başlayacak okulla birlikte. Yoğun bir kış beni bekliyor. Ama olsun yeter ki huzurlu olayım yoğunluğa razıyım.

Dün geldim Adana'ya ve evi dip bucak temizledim, dışarı çıktım. Yorucu ama çok güzel bir gündü. Tekrar yaşamak isterdim dünü :))


Bugün yine yoğun bir gün geçecek. İşlerim var dışarda ve dışarı çok sıcakkk. Ordan yeniden gezmeye gideceğiz belki. İşe başlamadan gezelim diyoruz.


Bugün 30 Ağustos zafer bayramımız. Hepimizin kutlu olsun.

SEVGİYLE KALIN HEPİNİZ ...

24 Ağustos 2008 Pazar

TATİLİN SON HAFTASI...

Merhabalar, koca bir 2 ay tatilimi geride bırakıyorum. Bu hafta son kez yaz tatili için Mersin'e gideceğim. Artık birkaç eşyamıda getirip 1 Eylül'de iş başı yapacağım.

Aslında tatil sayılırmı bilmem ama Adana-Mersin arasında git gel pek birşey anlamadım bu sıcaklarda. Koşuşturmaca geçti hep. Ama olsun yinede denize girdim, bol bol yüzdüm bu yeter :))

Dün akşam canım, bitanecik arkadaşımın nişanı vardı. Üniversitede 4 yılımız geçti. Üniversiteye ilk kayıt yaptırdığım gün tanıştığım ve hiç kopmadığım canım arkadaşım artık nişanlı :)

Çok iyi anlaşırız biz. Doğum günlerimiz bile aynı gün :)

Bu kadar tesadüf nasıl olabilir demiştik ilk öğrendiğimizde.

Dün çok ama çok güzel olmuştu nişanında. Tabi damat beyimizde yakışıklı :) Gelinin nedimesi bendim :) Nişanda da nedime olurmu demeyin oldu vallahi :)

Çok yakışıyorlar. Salona giriş müzikleri Seferad'ın 'Seni Ne Çok sevdiğimi' şarkısıydı. Çok romantikti herşey.

Seni Ne Cok Sevdigimi - by ft 37depdep


Allah bozmasın diyorum. MUTLULUKLARI DAİM OLSUN.


Farkettimde ne çok nişan, düğün törenlerine yer vermişim blogumda :))
Belli mi olur birgün olursa öyle birşey kendi nişan törenimi yazarım sizlere :)

Ben bugün gidiyorum ama hafta içi temenni dönüyorum. Artık daha sık yazılarla karşınızda olacağım.

HEPİNİZ SEVGİYLE KALIN...

23 Ağustos 2008 Cumartesi

BLOG OYUNU -2 '' ÖZENTİ GENÇLİK NEREYE GİDİYOR''


Sevgili arkadaşım Mehtap'cım beni bir oyuna davet etmiş. Geciktirmeden hemen yazmaya koyuldum bende.

Konumuz ''ÖZENTİ GENÇLİK NEREYE GİDİYOR''...

Aslında bu konu bayağı derin bir konu. Ben mesleğim icabı onların eğitiminden sorumlu olduğum için gençlerle yakından ilişkiliyim çoğu zaman. Öyle şeylere şahit oluyorum ki şaşkınlığımı gizleyemiyorum.
Maalesef gençlerimiz çok fazla özenti içinde yaşıyorlar.
(Çok yaşlıymışım gibi konuştum :))


Televizyon programları, internet, gittikleri mekanlar gibi çoğu şey sürüklüyor onları bu özentiye. Çoğu zaman uyarmaya çalışmakta nafile bazı gençleri . Çünkü inatlaşıyorlar ve daha beterini yapıyorlar. O zaman daha da kötüye sürükleniyor herşey.

Birşeye yasak konulduğunda gençler de daha fazla merak uyandırıyor ve gizli yapıyorlar. O zaman zarar daha da büyüyor.
Yasaklamak yerine konuşarak yanlışı yada zararı göstermek en doğrusu. Onları kazanmak gerek kaybetmek değil...
Bağırmayla çağırmayla bir çocuğu kazanamazsınız. Ama çoğu veli maalesef bunu uyguluyor. Ve gençler dahada kötüye gidiyor.


Her yıl bu örnekle çok karşılaşıyorum. Öyle öğrenci velileri var ki şaşkınlık içinde dinliyorum. Veliyi uyardığımızda da maalesef suçlu yine biz öğretmenler oluyoruz. En büyük eğitim evde verilir bence. Ama bunun mantığını anlayamamış insanlar var tabi.
Bunu düzeltmek için ben elimden geleni yapıyorum. Öğrencilerimle konuşuyorum, en başta anlamaya çalışıyorum ve dinliyorum.

En önemlisi dinlemek.
Gençlerin çoğu bundan yakınıyor ve sürekli şöyle diyorlar ''bizi kimse dinlemiyor ve anlamaya çalışmıyor''. Böyle olduğu zaman kabuklarına çekliyorlar, aileden uzaklaşıyorlar ve yanlışlarla dolduruyorlar hayatlarını.
Bu önlemek için en başta dinlemeyi öğrenmeliyiz ve mümkün mertebede anlayışlı olup iyiyi de yanlışı da göstermeliyiz.

Gençlerimiz en başta ünlü insanlara özeniyorlar. Ünlü olmanın mükemmel olduğunu düşünüyorlar.
Küçük çocuklar büyük ablalarına, abilerine özeniyorlar. Bazen iyi şeye özenti duyduklarıda oluyor tabi olmuyor değil.

Sanırım eski gençlik daha mutluydu. Sizce yanılıyormuyum...

Bende
Ferhanca'yı ve Sude-Buse'nin tatlı annelerini bu oyuna davet ediyorum. Kolay gelsin.

SEVGİYLE KALIN...

22 Ağustos 2008 Cuma

SOBE - '' OLMAZSA OLMAZLARIM''


Canım arkadaşım Aylin beni sobelemiş. Konumuz hayatta ''Olmazsa Olmazlarımız''.

Benim hayatımda ilk başta olmazsa olmazım AİLEM.

Düşünüyorumda onlar olmadan ne yapardım diye. İyi günümde, kötü günümde herzaman yanımda olan, sevgilerini benden hiç esirgemeyen canım ailem. Sizleri çok seviyorum.
İyi ki varsınız.

Sonra tabi DOSTLARIM, MESLEĞİM, ÖĞRENCİLERİM, BİLGİSAYARIM :) , KİTAPLARIM, ŞİİRLERİM, DUYGUSALLIĞIM, ROMANTİKLİĞİM :), ÇOK KONUŞMA HUYUM :) olmazsa olmazlarımın arasında tabi.

Aslında insanın o kadar çok olmazsa olmaz dediği şey var ki. Ama mecbur kalınca onlarsız yaşamayıda öğrenmeli insan. Yoksa hayat yaşanmaz hale gelebilir belki de.
Hiçbir zaman olmazsa olmaz dediğiniz şeyleri kaybetmemeniz dileğiyle.

Bende Perili Köşk'ümü ve Neşe'ciğimi sobeliyorum.

SEVGİYLE KALIN...

GÜVENMEKTİ TEK İSTEĞİ...


Güvenmek istiyordu...
Bu duyguyu hissetmeyeli o kadar uzun zaman olmuştu ki. Anımsayamıyordu. Geçmişte hissettiğinde bu duyguyu hep hayal kırıklığıyla karşılaşmıştı çünkü. Neden hep güven duygusunu ararken kendini güvensiz koca bir boşlukta buluyordu ki hiç anlayamıyordu. Neydi yanlış olan...

İçi acıyordu akıttığı gözyaşlarıyla birlikte. Oysa tek istediği mutlu olmaktı.


Güvenmek, sevmek ve sevilmek...

Tam sığınacak bir liman buldum işte bu derken kendini açık denizlerde tek başına buluyordu.
Belki de küçük renkli umutları vardı hayatta ama yinede yalnızdı. Koca bir kalabalıkta yapayalnız...

Ürkmeye başlamıştı artık.
Belki de bu yüzdendi isyanı.
Ne zaman bitecekti bu hayal kırıklığı. Yeniden nasıl güvenmeyi başaracaktı. Bunu kendide bilmiyordu.

Belkiyordu...
Hayatına anlam verecek o ışığı bekliyordu. Belki de yakında bulacaktı o ışığı. Yanaşacağı ve güvenebileceği bir liman çıkacaktı karşısına.
O tüm umuduyla bekliyordu...
*************
Muhabbet Çiçeği
22.08.2008

21 Ağustos 2008 Perşembe

BLOG OYUNU

Sevgili arkadaşım Gökkuşağının Rengi beni bir oyuna davet etmiş. Teşekkür ediyorum. ''Konumuz Taklitçilik''.

Aslında etrafıma dönüp baktığımda bu konuya acaba ne açıdan bakmak gerek diye düşündüm. O kadar taklitçilik var ki çünkü. İyi yada kötü birçok örneği var çevremizde. İnsan neden kendi olmaktan kaçar anlamıyorum hiç.

Hayatta bazı yerlere taklitle gelenler kısa sürede düşüşe uğruyorlar. Mesela yeni çıkan sanatçılar çoğu zaman taklit ediyorlar bazı sanatçıları. Kendileri gibi olmak yerine başka ünlülere benzemeye çalışıyorlar ve böylelikle kalıcı olmuyorlar. Örnek almaya çalışsalar herşey daha iyi olmaz mı sizce?

Bu blog alemindede gözüme çarpıyor bazen. Bir insan ne zamana kadar başkalarını taklit ederek yaşayabilir ki. Yada kendi olmaktan ne kadar süre uzaklaşabilir. Ömür boyu başka kimliklerde yaşayanlar olduğu gibi kısa sürede kendi benliklerinide bulanlar var tabi. Aslında bu konu çok fazla derinlere inebilir. Ama ben sizleri sıkmamak adına kısa keseceğim :))

Bende Hislerim ve Ben'i ve Gönülüm'ü bu oyuna davet ediyorum. Kolay gelsin sizlere :)

SEVGİYLE KALIN HEPİNİZ.

16 Ağustos 2008 Cumartesi

YEĞENLERİM VE GEÇEN BİR HAFTA


Merhaba dostlarım, uzun zamandır yoktum. Adana'ya gelemedim. Yeğenlerim bizde kaldı 1 hafta ve öğrencimde tatilde olunca Adana'ya dönmedim. Ancak bugün geldim ama yarın geri gideceğim. Ama hafta içi geri geleceğim. Bu gel gitlerin bitmesine 2 hafta kaldı. Bende sıkıldım gel git olayından. Tatile adapte bile olamadım bu yüzden. Zaten ordada ev ortamı olduğu için çok fazla tatil yaptım sayılmaz.


Bu hafta canım ikiz yeğenlerim bizdeydi. Ablam 1 haftalığına bize bıraktı. Çok eğlenceli vakit geçirdik. Birazda yoğun tabi :)

Maşallahları var. O kadar enerjikler ki onların hızına yetişmek imkansız :)

7 yaşında ikiz yeğenlerim bu yıl ilkokul 2. sınıfa başlayacaklar. Dönüp bakıyorumda geçen yıllara daha o gün küçücük bebeklerdi.

Yakışıklı yeğenlerimle dolu dolu günler geçirdik. Beraber gezdik, birsürü oyunlar oynadık, kitaplar okuduk. Benim kitap okuduğumu gördükleri zaman kendileride kitap okuyordu yaklaşık 1 saat :)
Sanırım onlarada kazandırdık bu alışkanlığı. Çünkü ablamda bende kitap kurduyuz :)

Tatlı yeğenlerim her gece benimle uyumak için kavga ediyorlardı.
Biri diğerine bugün teyzemle ben yatacam diyor. Diğeri hayırrrr ben yatacam, dün sen yattın :))

Gece öyle bir sarılarak uyuyordu ki bana. Canlarım benim, çok seviyorum sizi.

Öğleden sonra kitap okuma saatinden sonra 1 saat uzanma şartı koymuştum çocuklara. Her iki saniyede bir diyalog şöyle.

Atakan:Teyzeeee kaç saniye kaldı uyanmamıza
Ben:1800 sn
Bora: Offff çokmuş yaaa
Atakan: 1800 e kadar saysam bitermi hemen
Ben: Evet hayatım sen gözlerini kapa say :)
Bora: Kaç kez 100 defa saymamız gerek
Ben:18 defa
Bora: Tamam sayıyorum ben

5 sn sonra

Bora:Yaa ben saymaktan vazgeçtim çok fazla çünkü. Sen 1800 olunca söyle tamam mı teyze.
Atakan: Yaa kaç sn geçti hala 1800 olamaz. Çünkü kaç sn dir konuşuyoruz . Teyzeee kaç sn kaldı??
Ben :1799 :))))))))))))))

Uzanma saatinden sonra lego oynuyorduk bol bol. Biraz bilgisayar oyunuda oynadıktan sonra yürüyüşe iniyorduk. Yalnız onların amacı yürümek değil dondurma yemek :)))

Yeğenlerimle dolu dolu 1 hafta geçirdim anlayacağınız.

Geçen hafta canım arkadaşım Aylin'nin evine gittim.
Ani bir ziyaret oldu aslında. Bunu saymam dedi :)) En kısa zamanda yeniden geleceğim söz canım ama sende gel banaaa :)
Çok güzel sohbetler ettik. Birbirimize anlatacak ne çok şey varmış dimi Aylincim :)

Yarın kuzenimin nişanı var. Ona gideceğiz.
Ordan yine Mersin'e gideceğim. Hafta içi yeniden döneceğim. Yeni yazılarla geleceğim az kaldı :)
SEVGİYLE KALIN HEPİNİZ...

7 Ağustos 2008 Perşembe

HERŞEY BİTTİ

OTURUYORUM PENCEREMİN KENARINA.
GÖZLERİMİ KAPIYORUM.
DÜŞÜNÜYORUM TÜM YAŞANANLARI.

HİÇBİRŞEY HİSSEDEMİYORUM ARTIK.

NE AĞLAYABİLİYORUM

NE DE GÜLEBİLİYORUM.

ACI YOK...

MUTLULUKTA YOK...

HERŞEY BİTTİ...

SADECE KAPKARANLIK UZUN BİR YOL VAR ÖNÜMDE.

SONUNDA DA KÜÇÜK BİR IŞIK.

İŞTE BEN O IŞIĞA YÜRÜYORUM...

SOBEEEE :)

Canım arkadaşım Mutlu ve Umutlum beni sobelemiş. Teşekkür ediyorum canım. Bir kitap sever olarak bu sobeyi çok sevdim.
Konumuz 'En çok etkilendiğim 3 aşk romanı'.

En çok beni etkileyen ve kitabın sonunda ağlamama sebep olan ilk kitaptan başlamak istiyorum. Kürşat Başar'ın 'Başucumda Müzik' kitabı. Kuzenimin önerisiyle okudum bu kitabı ve çok beğendim. Etkisinde kaldım.
Kitabın içeriğini anlatan sözler ve özeti şöyle...

"Eğer, hayatınızın herhangi bir an'ına gidip orada sonsuza dek kalacaksınız deseler yalnızca iki şeyden birini seçmek isterdim. Biri, o çocukluğun bahçesindeki ağacın dalına asılı salıncakta sallanırken... Öteki, bütün hayatım boyunca en çok sevdiğim adamla öpüştüğüm ilk gün... Herkes aşık olmanın ortak dilini bulup yazmaya çalışıyordu.

Ama aslında bu kadar basitti işte: Birini öptüğünde salıncakta sallanır gibi hissediyorsan aşıksın."

Başucumda Müzik, bizi "gerçekleşen bir rüya"ya götürüyor. 50'li ve 60'lı yılların karmaşasında unutulup gitmiş gizli bir aşk öyküsünü anlatıyor. Orada, sokaktan akordiyon sesinin geldiği bir bahar sabahında, unutulmaz cumartesilerde, unutulmuş şarkılarda eşsiz bir duyguyu, tutmak isterken avucumuzdan kayıp giden o rüyayı okuyacaksınız. Hem de çok tanıdık bir yakın tarihin çarpıcı gerçeğinin içinde...
(Arka Kapaktan)


"Bazen kendimizi bir hayalin içinde sanırız ama aslında yaşadıklarımız gerçektir. Bazen de herşeyi gerçek sanırken aslında yalnızca hayal gördüğümüzün farkına varmayız. Bu kitapta yazılanların hepsi gerçektir. Ama aynı zamanda hepsi yalandır. Çünkü onu ben yazdım. "(Kürşat Başar) s.5

“Dünyanın en güzel hikayesi” de olsa artık acı veren sevinçleri barındıran paylaşılması imkansız hatıralarıyla başbaşa kalmaktan yorgun düşmüş yalnız ve yaşlı bir kadının hayatını, daha doğrusu aşkını, o aşka damgasını vuran bir şarkı eşliğinde anlatıyor “Başucumda Müzik”. Kürşat Başar, roman boyunca adını telaffuz etmediği kadın kahramanının çocukluğundan başlayan çarpıcı hayat hikayesini serbest çağrışımlarla, zaman sıralaması yapmaksızın, kopuk kopuk, ama akıcı bir dille aktarmış".


Diğer etkisinde kaldığım bir roman ise, yakınlarda Canan Tan'ın yazmış olduğu Piraye adlı roman. Ya ben çok duygusalım ( öyle olduğum kesin :)) yada böyle aşk hikayeleri beni hüzünlendiriyor. Bu kitabında ekisinde çok kaldım diyebilirim.

Roman, genç bir kızın aile, okul, aşk ve evlilik yaşantısına odaklanan ilginç bir biyografi özelliğine sahip; yazar, yarattığı kadın kahramanın yaşantısına bir ’kadın duyarlılığı’ ile yaklaşıyor. Romanın ilk sayfalarında idealleri olan genç bir kız olarak tanıştığımız Piraye, sayfalar ilerledikçe ilişkilerin farklı boyutlarını yaşayacak, aşk duygusunun karşılığını kendi hayatına yerleştirmeye çalışacaktır.

"Piraye" romanını bir ’dram’ haline getiren ise genç kızın evlilik ve evlilik sonrası
yaşantısı olacaktır; Piraye, üniversite öğreniminin hemen ardından Diyarbakır’a gelin gidecektir.


"Piraye"yi yakın çevrenizde aramayın sakın," diyor Canan Tan. "Hem onun, hem de romandaki diğer karakterlerin hayal ürünü olduklarını belirtmeme, bilmem gerek var mı? Ama uzak şehirdeki şarkının nihavent olduğunu söyleyen Nazım Hikmet ve
"Gözlerin hani?" diye soran Ahmed Arif gerçek."

Sizlerle paylaşacağım son kitapta ise yine Canan Tan'ın 'Yüreğim Seni Çok Sevdi' kitabı.



'Biliyorum, imkânsız aşk bu! Ama hükmedemiyorum kendime...' demişti Murat. 'Çünkü, Yüreğim Seni Çok Sevdi! ..'
Ardından da dizelere dökmüştü sevdasını.

'Yüreğim seni çok sevdi
o yürek talan

o yürek yangın yeri
o yürek seni istiyor bir tek seni...'

Aslı ile Murat’ın İstanbul-Bursa-Amerika üçgeninde yaşadıkları destansı aşkın öyküsü. Herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği kadar gerçek...

Bu kitapları tavsiye ederim sizlere. Eğer benim kadar duygusalsanız ki çok beğeneceğinize eminim.

Bende canım arkadaşım Mehtapcığımı sobeliyorum.

SEVGİYLE KALIN HEPİNİZ...

6 Ağustos 2008 Çarşamba

DOĞUM GÜNÜM :)

Merhabalar dostlarım, yani bir hafta ortasındayız ve ben yine bugün Adana'ya döndüm. Ama yarın geri döneceğim Mersin'e:) Az kaldı temenni dönmeme :) Dün doğum günümdü. Saat 00:00 itibariyle arkadaşlarım kutlamaya başladılar. Ne kadar mutlu oldum anlatamam.

Sizlerede teşekkür ederim. Yorumlarınızda doğum günü dileklerinizle beni çok mutlu ettiniz.

Gece ilk arayanlardan biri sevgili arkadaşım Gökkuşağının Rengi idi. Sabah tlfnumda güzel msjı ile güne gülümseyerek uyanmamı sağlayan canım arkadaşım Mutlu ve Umutlum, o güzel sesiyle içten dilekleriyle beni arayıp çok mutlu eden tatlişkom Lolam, Aquamarinemin kendi gibi güzel, şirin ve içten msjı beni gerçekten çok ama çok mutlu etti. İyi ki varsınız ve iyi ki sizi tanımışım.

Aslında doğum günüm tlf kutlamaları ve msjlar dışında sıradan geçiyordu günüm. Akşam ablam süpriz yapana kadar. Canım ablam hiç beklemediğim bir anda
elinde çok güzel bir pasta ve hediyesiyle geldi. Pastamı üfledim ve bir yaşa daha veda ettim :( Aslında üzülmek lazım yaa yaşlanıyorum :))

Çok ama çok mutlu oldum. Renksiz doğum günüme ablam, annem, babam, eniştem ve yeğenlerim renk kattılar. Benimle aynı gün babamında doğum günü. Ailecek güzel bir kutlama yaptık. Çok seviyorum sizi yaa canım ailem.
Bunlarda hediyelerimin bir kısmı. Diğerlerinin çekemedim maalesef.
Çantamı, gümüş kolye ve bilekliğimin resimlerini çekebildim. Birde V.C Andrews'in kitaplarından Çatı serisinin hediyesi geldi bana. Annemden. Bir kitap sever olarak çok sevindim.

Çok güzel bir doğum günüydü. Darısı her sene sizlerle paylaşmayı diliyorum.
Canım arkadaşım Lolam ve Mehtap'cım sayfalarındada bana doğum günü süprizi yapmış . Canım benim yaa çok teşekkür ederim. Çok duygulandım.

Dün Lolam ve Aquamı rüyamda gördüm.Göya ben Ankara'ya gidiyorum çat kapı Lolaya.Aquacımıda Lolaya çağırıyorum. Çat kapı gidince kapıda çığlıklarla karşılıyor beni Lola :)) Sonra kızıyor ev halimleyim bak oldumu şimdi diye :)

İnşallah bu rüyayı birgün gerçekleştiririz kızlar ne dersiniz :))

Bugünde kendim için biraz alışveriş yaptım. Kendime doğum günü hediyeleri aldım :) İşe başlayacağım için biraz yenilemek istedim kıyafetlerimi :)
Hayatımı baştan aşağı yeniliyorum artık. İçimde tuhaf ama güzel bir duygu var. Artık beni üzen şeylerdende uzaklaştım tamamen.
Umut dolu yarınlara hepberaber :)))

Şimdilik benden bu kadar. Hepiniz sevgiyle kalın.
SİZLERİ ÇOK SEVİYORUM...

31 Temmuz 2008 Perşembe

UĞUR BÖCEĞİM

Hani ince bir hüzün duyarsınız kimi zaman
Şarkılar daha bir dokunaklıdır.
Ve sanırsınız ki hiç kimse yok elinizden tutan

Oysa her sözün her hüznün ardında ümitler gizlidir.

Bulutların ardındaki güneşler gibi
Yağmur sonrası çıkan gökkuşağı gibi

Ve unutmayın sevgi gibi, dostluk gibi, aşk gibi

Eğer bir gün yalnızlık duyarsanız

İnceden yaşlar süzülürse yanaklarınıza

Ve unutulduğunuzu sanıp bir sızı başlarsa yüreğinizde

O zaman gökyüzüne bakın.

Bulutların ardındaki güneşe,
Çalıların ardındaki çiçeğe
Bırakın pencerelerinizden yağmur dolsun içeriye
Ve açın avuçlarınızı.

Size uğur böceğimi gönderiyorum,
Avucunuza konsun diye...


30 Temmuz 2008 Çarşamba

TEYZEMLE DOLU DOLU

Merhabalarrr yine ben geldimm :)) Ne çok geldin gittin dediğinizi duyar gibiyim.
Ne yapalım. Eylüle kadar böyle olacak.
Sabah 05:25 de uyandım ve sabah 05:50 de yola çıktım Mersin'den Adana'ya doğru. Gözüme çöp batmadı merak etmeyin. O saatte servis vardı. Yazlık evin önünden biniyorum ve Adana'da evimin kapısına kadar geliyorum. Çok rahat. Öyle sıcakta çekilmez yoksa.

Bu hafta Almanya'dan teyzemler geldiler yazlık evimize. Dolu dolu bir hafta geçirdik. Çok özlemişim teyzemide kuzenlerimide. Gurbet çok zor. Tüm yılın özlemi çıkmıyor böyle işte. Ama ne yapalım. Saatlerce oturduk sohbetler ettik. Almanya'da hasret kaldıkları yemekleri yaptık.
Mıncık mıncık ettim heran sardım, öptüm :) Doyamadım ama canım teyzeme :(Almanya'ya dönene kadar sık sık görmeye gideceğim.

Benim gibi teyzemde kuzenimde takı meraklısıdır. Yeter ki bir takıcı görmeye dursunlar :))
Çeşit çeşit boncukların olduğu bir yere gittik yürüyüş yaparken.
Teyzem çeşitli inciler, boncuklar aldı.

Dün KPSS sonucu açıklandı. Hiç beklemediğim berbat bir puanla karşılaştım. İyi ki de devlete güvenmeyip bir yer ile anlaştım.

Bu hafta bazı insanlara haketmedikleri değeri verdiğimi anladım. Boşuna üzülmüşüm :(
Haketmiyormuş...

Doğum günüme az kaldı .Yaşlanıyorum yaaa:) 5 Ağustos doğum günüm . Duyurulurrrrr :)

Benden şimdilik bu kadar canım dostlarım.
Hepiniz SEVGİYLE KALIN :)