Kimsenin yokluğu bu kadar korkutmazdı beni. 7 Şubat 2010 Pazar
YÜREĞİMİN YARISI
Kimsenin yokluğu bu kadar korkutmazdı beni. 4 Şubat 2010 Perşembe
YİNE ŞİFAYI KAPTIM :(
Merhabalar herkese, yine şifayı kaptım :(( Birkaç gündür boğazım ağrımaya başlamıştı. Ve en sonunda dün fena oldum. Grip, boğaz ağrısı onun verdiği mide bulantısı yatağa düşürdü beni. Bugün fena değilim ama burnum kıpkırmızı :( Ders çalışamıyorumm bu yüzden.
31 Ocak 2010 Pazar
MİM: 'İLGİNÇ HUYLARIM'
2) Çok titiz bir insanımdır. Evde temizlik yaparken hele ki yerleri siliyorsam asla kimse yere basamaz kurumadan. Bu huyuma gıcık olur evdekiler :)
4) Ailede çok konuştuğumu söylerler. Mesleğim icabı sanırım birazda bazen bağırarak konuşuyorum :) Öğrencilere sınıfta ders anlatırken bağırmak zorunda olduğum için alışkanlık işte :)29 Ocak 2010 Cuma
HASTALIKTA SAĞLIKTA...
^^Şu hercai hayata bir kere geldik
Yedik içtik doyduk kalktık hesabı birlikte verdik
Sinsi hayat ihtirası bana hiç uğramadı
Dünya malı zenginin olsun sen benim kadınım
Seni hastalığımda sağlığımda da yanımda görmeliyim
Güneşin doğduğunu da battığını da senle izlemeliyim
Yanabilir saltanatlar olsun yeniden yaparız
Bizde bu sevda sürdükçe ölsek de yanyanayız^^
müzik - mustafa ceceli - hastalikta sağlıkta klip | izlesene.com
26 Ocak 2010 Salı
DONDUM...
Ellerim buz gibiiii. Aşkım yanımda olsaydı hemencecik ısıtırdı ellerimi :( Çok özledimmmm :(
Bu 2 hafta sömestir tatili diye işten 2 saat kadar erken geliyorum. Haftaya tatilim 1 haftacık.
Bugün öğrencileri sinemaya götürdük . Önce 'Kutsal Damacana-2' filmine gideceklerdi ama son anda 'Yahşi Batı' filmine karar verildi. Tam bir hayal kırıklığıydı. Filmi hiç beğenmedim açıkçası.
Bu yazıyı kaç saattir yayınlayamadım. Çünkü sürekli elektrik kesiliyor çıldıracammm. Üstelik evde yalnızım :(
Şimdi kendime sıcak bir bitki çayı yapacağım. Sonra biraz ders çalışır, Aşk ve Ceza dizisini izlerim :)
Herkese mutlu, sıcacık akşamlar.
Sevgiyle kalın...
24 Ocak 2010 Pazar
BİR PAZAR GÜNÜ ANIMSADIKLARIM...
Tam Seyhan gölünün kenarında. Hatta öyle güzel bir manzarası var ki. Bol ağaçlar ve şehirden uzakta temiz hava. Bizim kampüs tam uçurumun kenarında. Aşıklar tepesi derler oraya :) Tüm çiftler uçurumun kenarında ki banklarda yada çimenlerde oturur gün batımını falan izlerler.
Çok büyük bizim üniversite. Adana'nın en büyük araştırma hastanesi Balcalı'da üniversitenin içinde. İşte resim tam bizim Çukurova Üniversitesinin tepeden görünümü.
4 yıl lisans,2 yıl yüksek lisansla tam 6 yılım geçti orada. Özledim öğrencilik günlerimi. Ahhh ahhh efkarlandım :)) 16 Ocak 2010 Cumartesi
YAĞMUR SEVGİMİ FISILDIYOR...
Yağmurlara sığınıyorum son zamanlarda...13 Ocak 2010 Çarşamba
STRES...
Geçen hafta baharı yaşıyoruz derken kış kendini gösterdi yeniden kandırdım sizi dedi resmen.
Hayat şu sıralar çok yoğun. Anneannemin rahatsızlığı, annemin sürekli orada oluşu, evdeki stres, iş yerindeki stres, sevdiğimin hasreti derken içim öyle dolu ki...
Buna da şükür tabi ama bugün nedense çok karamsar içim. Gece gördüğüm anlamsız rüyanın etkisindeyim belki de. Ama huzursuzum işte. Allah hayırlara çıkara diyorum.
Dün işe giderken otobüse bindim ve boş koltuğa hemen geçtim oturdum. Oturmaz olaydım. Yeniden kalkamadımda başka boş koltuk yoktu. Önümdeki adam inanılmaz derecede içki kokuyordu. O kadar yoğun bir koku ki. Sanırım içki kazanına düşmüş adam. İğrençti. Yol boyu burnumu kapadım.
Yaa hiç düşünmüyormu gündüz vakti böyle kokarım etrafa diye. Adamda zaten tam keşlere benziyordu. Herşey yeri zamanında ama dimi. İç içte böyle gündüz vakti etrafa verdiğin zarar niye. Otobüste beni boğdun resmen. Iyyyyy hala koku burnumda.
Sonra işe gittim inanılmaz gergin bir gün geçirdim. Belki dünün etkisiyle hala gerginim bugün bilemiyorum. Adana'da ne kadar şımarık, saygısız çocuk varsa bizim etütte toplanmış sanırım. Yaa ne saygısızlar anlatamam. Özellikle kolej çocukları. Nasıl yetiştiriyor bazı aileler çocuklarını bilemiyorum. Öğretmenleriyle nasıl konuşacaklarını bile bilmiyor bazıları. Çıldırdım dün... Anlayacağınız herşey üstüste geldi. Avazım çıktığı kadar çığlık atmak istedim kaç kez. İmdatttttttttttt diye...
Dilerim bugün güzel geçer günüm.
Herkese iyi günler diliyorum.
SEVGİYLE KALIN...
9 Ocak 2010 Cumartesi
BİRAZ DEĞİŞİKLİK...
Bugün Adana genelinde sınavlar olduğu için evdeydim. Anneannem daha iyi. Ama inatçılığıyla üzüyor bizi. Yaşlı olması, kilolu olması ve ihtiyaçlarını görememesi çok ağır geliyor onada. Doktor yürütmeye çalıştıkça anneannem hastaneyi inletiyor. İnşallah dahada düzelecek. Biraz gayret göstermesi gerek. Ama maalesef... Yoksa kötü olacak :(((((
Birkaç gündür Adana'da hava çok güzel. Bahar havası. Sıcaklık 24-25 derece. İnsanın evde durası gelmiyor ama kaç gündür o kadar yoğundum ki ders çalışamadım. Bugün ders çalışmam lazım.
Anneannem başka şehirde hastanede olduğu için ben hergün gidemiyorum yanına :(
Sabah uyandım ve nezamandır yapmak istediğim şablon değişikliğini yaptım. İçim sıkılmıştı. Beni daha çok yansıtan birşeyler olsun dedim. Çiçek, böcekten sıkıldım :)
Bu çıktı ortaya sonra. Umarım beğenirsiniz. Yorumlarınızı bekliyorum bu konudada.
7 Ocak 2010 Perşembe
CANIM ANNEANNEM :(
Canım anneannem geçen gece tutunmak istediği koltuk yerine boşluğa eli gelince düştü ve kalçasında kırık oluştu. Dün ameliyata aldılar platin takılmış. Ameliyat başarılı geçmiş fakat anneannem psikolojikmen ve yaşlılığın getirdiklerinden dolayı pek iyi değilmiş. Dün geceden beri kan veriliyor. Kansızlık oluşmuş.
Gerçek olmayan şeyler söylüyor. Halüsinasyon görüyor :( Umarım bu ameliyat sonrası olabilecek şeylerdir ve düzelir. Yaşlı ve biraz kilolu olan anneannem nasıl toparlanacak bilmiyorum. Kalça kırığı çok zor. Allah düşürmesin diliyorum. Çok canımız sıkkın çok. Perişan olduk kaç gündür.
CANIM ANNEANNEM NE OLUR İYİ OL BİRAN ÖNCE. TOPARLAN YİNE SARIL BANA SON GÖRDÜĞÜMDE SARILDIĞIN GİBİ KOCAMAN:((((
YİNE NASİHATLAR VER BANA.
NE OLUR CANIM ANNEANNEMMMMMMM İYİ OL BİRAN ÖNCE
:((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((
5 Ocak 2010 Salı
GÜNAYDIN...
Şimdi çayımı aldım erkenden kalktım. Sabahları soğuk diye erken kalkmak zor geliyor artık. Ama sevdiğim insanın sabahın köründe kalktığını aklıma getirince hemen atıyorum kendimi yataktan.
Bugün hava yarı açık yarı kapalı. Adana havası bu belli olmaz. Hazırlıklı olmak lazım. Ama nasılsa evdeyim. Hiç çıkmaya niyetim yok bugün.
Bazen hiçbirşey dışardan göründüğü gibi değilmiş diyorum. Yani insanlar aaa ne kadar iyi derken zamanla gerçek yüzlerini görüyorsun. Ne kadar menfaatçi insanlar var. Ya ben çok iyi niyetliyim yaa onlar çok bencil. Bilemiyorum...
İş yerimde sürekli değişen ders programından dolayı huzursuzum. Sürekli iş çıkış saatlerim değişmekte. Tam bugün 1 saat erken çıkacam yaşasın derken müdürün son anda hayır dersin var demesi sinirlerimi bozmaya başladı. Hatta bu ders programı değişikliği son dk oluyor. Tam çıkacakken...
Sinir bozucu değil mi? Sanırım dönem başından beri 10 kez değişti program. Artık pess diyorum pesss.
Anlayacağınız en son kapılar kilitlenme durumuna kadar dersim var. Hiçbirgün erken çıkamıyorum.
Bu durumdan dolayı tatilin keyfini çıkarmalıyım :)
Şimdi ders çalışmalı ve soğuyan çayımı tazelemeliyim. Hep dalıyorum yazmaya yada sizleri okumaya soğuyor çayım :))
SEVGİYLE KALIN HEPİNİZ...
30 Aralık 2009 Çarşamba
2009 ' A GÜLE GÜLE MERHABA 2010

27 Aralık 2009 Pazar
EMANET...

24 Aralık 2009 Perşembe
İŞE GİTME VAKTİ...
Tarihle başım belada. Ne çok şey yazılmış tarihte yaa. Hepsini ezbere bilmenin Fizik öğretmenine ne gibi bir yararı varmış sormak istiyorum.
Coğrafyada tüm maden yatakları ve bunların işlendiği fabrikaları bilmekte bir Fizik öğretmeninin ne işine yarayacak merak ediyorum.
Acaba KPSS bu soruları hazırlayanlar biliyormu bunları ezbere...
Şimdi elime kahveyi alıp tv karşısında uzanıp keyif yapmak vardı. Bu keyifi yapmayalı uzun zaman oldu. Havada yağmurluyken süper olurdu aslında. Ama ne yapalım ekmek parası :)))))
Şimdi gitme vakti. Öğrencilerim kapıdan girer girmez üzerime atlıyorlar öğretmenim öğretmenim diye. Zaten o yüzden gripten hiç kurtulamıyorum. Hepsinide çok sevdiğim için birşey diyemiyorum.
Dün bir öğrenci bana birsürü DVD film getirmiş. Film izlemeyi seviyorum dedim diye. Ahh be çocuğum birde vaktim olsa izlicem ama nerdeee.
Şimdilik hoşçakalın.
Sevgiyle Kalın...
20 Aralık 2009 Pazar
YAĞMURLU BİR PAZAR SABAHI...
Yağmurlu bir pazar sabahından herkese merhaba. Şifayı kaptım yine. Grip oldum, tam aşı vurulacakken yeniden grip. Neyseki hafif atlatıyorum. Yine masamda yeşil çayım, önümde kitaplarım ders çalışmaya çalışıyorum bu halde. Böyle havalarda hasret daha bir ağır geliyor insana.11 Aralık 2009 Cuma
DETAYLARA DİKKAT EDERSEK...

6 Aralık 2009 Pazar
BENDEN KISA KISA HABERLER...
Merhabalar herkese, soğuk bir Adana gününden. Bir haftayı daha kapattık. Bu hafta sonuda evdeydim genelde. Yağmurlu bir hafta sonu geçirdik. Dün derslerim olduğundan yoğundum. Bugünü evde geçirdim. Sıcacık odamda, elimde çayım bazen kahvemle ve önümde coğrafya notlarıyla :)) Birde tlf yanıbaşımda tabi. Telefonsuz mutfağa bile gitmiyorum :) 28 Kasım 2009 Cumartesi
ZAMANI HAPSETME GÖZLERİNE...
Bazen kaçmak istersin uzaklara. 26 Kasım 2009 Perşembe
MUTLU BAYRAMLAR...

22 Kasım 2009 Pazar
YİNE DOLU KALBİM ÖZLEMLE...
En zor zamanlar sevgilinin askerde olduğu zamanlardır...
İnsan telefonun başından çekilemez ha aradı ha arayacak sancısıyla heyecanla beklenen telefon.
Geçicek geçmeli ...
Herşey onunla güzelmiş diyorsun askerin gidince...
Nefes almak, yemek yemek, televizyon seyretmek, çarşıda gezinmek aklına gelebilecek herşey onunla güzelmiş...
Öncesinde izlemediğin halde televizyonda askerlik ile ilgili tüm haberleri seyretmek..
Onunla beraber gün saymak... Onsuz hiç bir yere gitmemek... Hiç kabahatin olmadığı halde sana kızdığında bile alttan almak... Her yere telefonu yanına alıp gitmek... Arasa da sesini duysam diye bütün gün beklemek...
Bütün gün geçmeyen dakikaların telefonda bir anda geçmesine sinir olmak...
Askerlik bitince yaşayacaklarını hayal etmek...
En ufak bir şeyi bile paylaşmak istendiği anda aslında onun uzakta olduğunun hatırlanmasıyla o an hüzünlenmek ve paylaşamamak...
Ya geçmişi düşünürsünüz ya geleceği. Geçmişteki anılarda kaybolursunuz gün gelir hayallere dalarsınız geleceğe dair.
Onsuz bişey yapmak gelmez içinizden. Ev kuşu olursunuz. Ona anlatmak istediğiniz şeyleri paylaşmak istediklerinizi her gün mail olarak ona yazarsınız.
Hiç bitmeyecek gibi gelir beklemek. Bazen ne çabuk geçmiş günler dersiniz bazen daha bir sürü gün daha var dersiniz. Kafa karışır algı bozulur. Ama o yanınızda olmasa bile her şeyi onunla yaşarsınız...
Önce gideceği güne yakın yanında sürekli gideceği günü düşünür ve ona bir türlü doyamaz o ısıyı stoklarsınız... Yüzünden binlerce kare fotoğraf çekersiniz gözlerinizle... Sonra uğurlama anı gelir ki önceki hasretlerinizden kat be kat büyüktür ağrısı... Sonra ertesi günden itibaren başlayan o tuhaf kıvranış algılayamama hissizleşme...
Çiftten çifte, bekleyenden bekleyene, yaşanmışlıktan yaşanmışlığa fark var elbet en önemli ayrım bu hissedilen boşluk kıyasında.
Yolda yanınızdan geçip giden askerlere "Allah sabır versin" derken bulursunuz kendinizi. Bütün askeri terimleri öğrenir tencereye teskere deyiverir acınan gülüşmeler yaşarsınız...
Tek emin olduğunuz geçmişinizdir sırtınızı ona dayar belirsiz geleceğe dair planlar yaparsınız. Hırs olur biraz içinizde bu bekleyiş bu arada yapmanız gerekenler adına. Güçlü olmalıyım diye kendinizi zorlarsınız.
Bir yanın hep eksik olur.
'Geçer!' 'aman ne kadar az kalmış!' 'Askerlik mi bu?' diyenlerin sözü o an için dinlenir iç sesle sürekli konuşulur hatta çene düşer ama eve gelinip kanepeye tek başına oturulunca sessizlik başlar. Zaman yine durur...
Yine de en güzel çare telefonun çalmasını beklemektir...
İzin gününde İnternet cafe ve kamera bulmuşsa onu gördüğünüzde dünyanın en çaresiz en özlem dolu en hüzünlü insanı olursunuz bir anda ama bir o kadar da mutlu...
Mümkün olsada dersin " sevgilinin peşinden askerlik yaptığı şehrin yollarına düşsem bilinmedik bir şehre giden virajları ezberlesem...
Hayatın en sadık, en içe kapanık ve en karanlık bekleme dönemi. Beklemek beklemek sadece beklemek. Başka hiçbir şey değil. Anlatılarak bitirilemeyecek, paylaşmayla azalmayacak bir özlem.
İşte böyle bir zaman dilimidir asker yolu beklemek...
5 Kasım 2009 Perşembe
SEVMEK...

19 Ekim 2009 Pazartesi
OTOBÜS MACERASI :)

15 Ekim 2009 Perşembe
GÜNLERİM NASIL GEÇİYOR...
Bu aralar hayat koşuşturmacalı anlayacağınız. Akşam nasıl oluyor bilmiyorum. O yüzden blogumu ve sizleri çok ihmal ettim :((
Düzene oturtacam az kaldı.
Hafta içi iş yoğunluğunu, hafta sonu arkadaşlarla atıyoruz işte.
Geçen hafta çiğ köfte partisi yaptık. Süperdi. Çok yemişim sanırım. Ama çok güzel yaptı arkadaşlar ne yapayım :) İnsan o ortamda ne kadar yediğinin farkına varmıyor.
Böyle gırgır şamata güzel bir hafta sonu geçirdik.
İş yerimde kurucumuz o gün beni çağıttırdı. Dedim bir şey oldu sanırım. Kesin bir veli şikayet etti yada onun gibi bişi. Hayırlısı dedim girdim odasına.
Dedi ki kurucu senden çok memnunuz. Sen yarım gün gelmene rağmen sen tam kadrodasın artık. Buranın demirbaş öğretmenisin artık dedi :))
Güleryüzümden çok memnunlarmış. Veliler, öğrenciler beni çok tutmuş. Sen hep böyle güleryüzlü ol dedi.
Çok sevindim. İşte güleryüzlü olmanın ve birde işini iyi yapmanın neler yapabileceğini birkez daha gördüm.
Dün eski iş yerimdeki arkadaşlarım beni ziyarete gelmişler. Süpriz yaptılar. Çok sevindim. Derste tahta kalemimin mürekkebi bitince birara çıktım mürekkep almaya. Bir baktım süprizz beni bekliyorlar sekreterin odasında. 10 dk teneffüs arasında azda olsa sohbet ettik. Çünkü dün full dersim vardı.
KPSS çalışmaya henüz başlayamadım. Şu derslerimi bir düzene oturtursam iş yerinde inşallah başlayacağım.
Yazın olduğu gibi kitaplarımı son sürat okuyamıyorum. Ancak yatmadan okuyabiliyorum 30 dk falan. Okumadan asla uyuyamıyorum bu alışkanlık bende.
Şimdi Alacakaranlık serisinin 4. kitabı olan Şafak Vaktine başladım. Güzel gidiyor bakalım.
Benden şimdilik bu kadar, işe gitmeliyim.
Hepiniz sevgiyle kalın...
12 Ekim 2009 Pazartesi
SEVDİĞİNE DEĞER VERMEK...
Sevdiğine değer vermek;
Nasıl desem ki, gözünü açarsın, karşında değildir.
Kapatırsın sımsıkı hemen karşına gelir.
Saçlarına dokunursun fırsat bu fırsat.
Böyle kanatlanır konar içine, kımıldayamazsın gitmesin diye.
Yakınındaysa misal, yaslar başını omzuna, robot olur kımıldayamazsın keyfi bozulmasın diye. Kımıldayamazsın yine.
Sevdiğine değer vermek ne saçma. Değer verdiğindir zira sevdiğin.
Ya da zaten sevdiğindir değer verdiğin.
Çok kızgınım der, özür dilersin kimin kızdırdığını bilmeden.
Zaten pek önemli de değildir.
Özür ister verirsin.
Üzgünüm der, dünya üzgündür o an.
Sevinçliyim der, kim üzgünse dövesin gelir.
Seni seviyorum der misal, kalbin bambu ağacı gibi büyür birden, sığımaz bedenine.
Sarılır yatarsın belki, yine robot olursun.
Kımıldamazsın uyanmasın diye. Bütün bunlar değer verdiğin anlamına gelmez.
Çünkü aslında görevdir bir bakıma bunlar.
Tüm bunlardan aldığın zevkin oranıdır, verdiğin değer.
Uzaktadır misal...
Uyursun bir başına, ama aklındadır o, ayıp ama yanında yatırırsın bir şekilde. nasıl yattıysan öyle kalkarsın, her yerin uyuşmuş halde.
Özlemektir bu.
Tüm tutulmuş bedeninle mutluysan hala, o mutlulukla eşdeğerdir verdiğin değer...
30 Eylül 2009 Çarşamba
OFFSHORE ŞAMPİYONASI- ADANA
- Muhabbet Çiçeği
- Çoğu zaman duygusal, bir o kadar neşeli. . Hep umut dolu , sevgi dolu. Mutluluğun paylaşmaktan geldiğine inanan tomurcuk bir çiçek :)

