7 Şubat 2010 Pazar

YÜREĞİMİN YARISI

Kimsenin yokluğu bu kadar korkutmazdı beni.
Kendimi zor günlerin insanı görürdüm ya, hiçbir güçlüğün beni, bırak yıkmayı, sendeletmeyeceğini bile düşünürdüm.
Oysa şimdi yarımım.
Ve sen böylesine uzakken benden, hiçbir zaman tam olamayacağımı da biliyorum.
“Tasalanma” diyeceksin, tasalanmayayım; ama, kendime bakıyorum da birkaç umut kırıntısı dışında hiçbir şey göremiyorum.
Nerede olduğunu bilmek ya da döneceğin umuduyla yaşamak da kandırmıyor beni.
Her sabaha sensiz uyanmaktan, her günün sensiz geçmesinden korkuyorum artık.
Bu yüzden uyanmak istemiyorum “uyuduğum uykuları”…

Ve geceler…
Ne yıldızları görüyorum ne gecenin sesini duyabiliyorum.
Saniyelerin ne kadar uzun olduğunu görüp şaşırıyorum.
Bildiğim bütün hasret şarkılarını art arda ekleyip söylüyorum.
Sesimi kendim bile duymuyorum.
Senden bir iz göreceğim diye sokaklara çıkmıyorum artık.
Bu kentin her yerinde sen varsın biliyorum.
Yokluğunu kabul etmek böylesine zorken hiç olmama ihtimalini düşünemiyorum bile.

Bekleyeceğim seni...
Zor olacak, çok zor olacak; ama, bekleyeceğim.
Bu yarım yüreğin diğer yarısı, yani sen…
Geleceksin değil mi?

************

4 Şubat 2010 Perşembe

YİNE ŞİFAYI KAPTIM :(

Merhabalar herkese, yine şifayı kaptım :(( Birkaç gündür boğazım ağrımaya başlamıştı. Ve en sonunda dün fena oldum. Grip, boğaz ağrısı onun verdiği mide bulantısı yatağa düşürdü beni.
Bugün fena değilim ama burnum kıpkırmızı :( Ders çalışamıyorumm bu yüzden.
Bu resimdeki kızı kendime benzettim. Dün akşam pembe polar pijamalarım, üzerine pembe polar sabahlığım, aynı kapşonunuda öyle kapamış resimdeki durumdaydım :))
Bir hafta tatilim böyle geçiyor. İnşallah toparlanırım bugün. Çok soğuk hava yine. Çok fazla rüzgar, ayaz.
Ablamın doğumu çok yaklaştı. Her an beklemedeyiz. Yeni bebeğimiz ailemize katılmak üzere hayırlısıyla. Heyecanlıyız. Teyzesi onu yicek, bitirecek :))

Anneannem aynı, toparlandı diyoruz ama kendini çok bırakmış. İyi olayım demiyor :(
Şimdilik benden bu kadar.
SEVGİYLE VE SIHHATLİ KALIN...

31 Ocak 2010 Pazar

MİM: 'İLGİNÇ HUYLARIM'

Uzun zamandır mimlenmemiştim. Sevgili Arkadaşım Mehtap beni yedi ilginç huylarımız konusunda mimlemiş. Düşünüyorum ama aklıma pek gelmiyor diyebilirim. Sanırım çok ilginç biri değilim :)))

Neyse başlayalım gerisi gelir sanırım;

1) Eğer birşeye konsatre olmuşsam birden yanıma biri gelse ben çığlık atarım resmen. Mesela odamda ders çalışıyorum, konsantre olmuşum birden odama biri girse ben resmen zıplarım yerimden. Evde birilerinin olduğunu bilmeme rağmen :) Annem der ilginçsin kızım sen :))

2) Çok titiz bir insanımdır. Evde temizlik yaparken hele ki yerleri siliyorsam asla kimse yere basamaz kurumadan. Bu huyuma gıcık olur evdekiler :)

3) Sakız çiğnemeyi pek sevmem. Biri karşımda sakız çiğnerse ve birde patlatırsa çıldırırım :)
4) Ailede çok konuştuğumu söylerler. Mesleğim icabı sanırım birazda bazen bağırarak konuşuyorum :) Öğrencilere sınıfta ders anlatırken bağırmak zorunda olduğum için alışkanlık işte :)

5) İlgiye çok düşkünümdür. Aşırısına değil tabi. Herşey sınırında. Çok ilgi sıkar çoğu zaman. Ama ilgi görmezsem hemen büzerim dudaklarımı :( Birazda sulu gözüm sanırım.

6) Çok kitap okurum. Eğer bir kitaba başladıysam o bitene kadar herşartta okurum. Gerekirse az ışıkta bile :)
Birgün yazlık evdeyiz. Balkonda öğleden sonra kitap okumaya başladım. Ve akşam hava kararıyor ben daha balkonda kitap okuyorum. Annem geldi ve kızım bu ışıkta nasıl görüyorsun gözlerin bozulacak, hava karardı dedi. Farkında bile değildim ışığın az olduğunun :) Bir işe çok konsatre olursam etrafı unutuyorum sanırım...
7) İlginç yüz mimiklerim olduğunu söylerler. Ben kızarken bile öğrencilerim öğretmenim siz kızarken bile sevimlisiniz diyorlar :)) Bende sinirden gülüyorum. O zaman sinirlenmemin hiçbir etkisi kalmıyor. Sanırım ben kızamıyorum pek :))
Sanırım şimdi aklıma gelen bu kadar. İyi ki de aklıma gelmiyor dedim dimi :) Çok ilginç olmasada anlatmaya çalıştım işte.
Bende;

Elçince 'yi mimliyorum.
HEPİNİZ SEVGİYLE KALIN...

29 Ocak 2010 Cuma

HASTALIKTA SAĞLIKTA...

Son zamanlarda bu şarkıyı çok dinliyorum. Sözleri hoşuma gidiyor. Hep aynı şeyi düşünüyorum bu şarkıda. Bu şarkıyı dinlerken aynı şeyleri düşünüyormuş canımda. Gerçek sevgide öyle değilmi zaten. Hastalığında da sağlığında da sevdiğinin yanında olmak. İşte gerçek sevgi bu bence. Onun her durumda yanında olmak. Tüm fedakarlıkları karşılıklı göstermek. Sevecekse böyle sevmeli insan...

^^Şu hercai hayata bir kere geldik
Yedik içtik doyduk kalktık hesabı birlikte verdik
Sinsi hayat ihtirası bana hiç uğramadı
Dünya malı zenginin olsun sen benim kadınım

Seni hastalığımda sağlığımda da yanımda görmeliyim
Güneşin doğduğunu da battığını da senle izlemeliyim
Yanabilir saltanatlar olsun yeniden yaparız
Bizde bu sevda sürdükçe ölsek de yanyanayız^^


müzik - mustafa ceceli - hastalikta sağlıkta klip | izlesene.com

26 Ocak 2010 Salı

DONDUM...

Merhabalar herkese, biraz önce işten geldim kendimi sıcacık evime attım. Dondumm dışarda. Sabah dışarı çıkarken o kadar kalın giyindim ki. Eldivenlerim, atkım, berem, kabanım derken kıpırdayamayacak boyuttaydım :) Buna rağmen dondum. Dışarısı çok soğuk. Hava günlük güneşli ama buzz. Adana'da pek görülmeyen bu soğuk resmen kanımı dondurdu. Soğuk ayaz başımın ağrımasına sebep oldu. Başım çatlıyor. İlaç içtim hemen ama hiç yaramadı.
Ellerim buz gibiiii. Aşkım yanımda olsaydı hemencecik ısıtırdı ellerimi :( Çok özledimmmm :(

Bu 2 hafta sömestir tatili diye işten 2 saat kadar erken geliyorum. Haftaya tatilim 1 haftacık.

Bugün öğrencileri sinemaya götürdük . Önce 'Kutsal Damacana-2' filmine gideceklerdi ama son anda 'Yahşi Batı' filmine karar verildi. Tam bir hayal kırıklığıydı. Filmi hiç beğenmedim açıkçası.

Bu yazıyı kaç saattir yayınlayamadım. Çünkü sürekli elektrik kesiliyor çıldıracammm. Üstelik evde yalnızım :(
Şimdi kendime sıcak bir bitki çayı yapacağım. Sonra biraz ders çalışır, Aşk ve Ceza dizisini izlerim :)
Herkese mutlu, sıcacık akşamlar.
Sevgiyle kalın...

24 Ocak 2010 Pazar

BİR PAZAR GÜNÜ ANIMSADIKLARIM...

Soğuk ve yağmurlu bir pazar sabahından merhabalar. Tüm Türkiye kar altında. Adana ise yağmur. Buralarda şehir içine maalesef kar yağmaz. Bundan yıllar önce ben daha üniversite 1. sınıftayken Adana'ya kar yağmıştı. Yağdığı zaman ben üniversitede final sınavındaydım. Ocak ayıydı sanırım. Herkes kağıtları bıraktı pencereye koştu. Kar görmüyoruz ki fazla :) Hocamız bile camdan dışarı izlemişti. O sınavı unutmam hiç. Çok güzel kaynamıştı. Arada kopyalar uçuşmuştu tabi fırsattan istifade :))

Adana'da okudum ben. Çukuruva Üniversitesi Adana'nın şehir merkezinden biraz uzakta daha yüksek bir kesimde.
Tam Seyhan gölünün kenarında. Hatta öyle güzel bir manzarası var ki. Bol ağaçlar ve şehirden uzakta temiz hava. Bizim kampüs tam uçurumun kenarında. Aşıklar tepesi derler oraya :) Tüm çiftler uçurumun kenarında ki banklarda yada çimenlerde oturur gün batımını falan izlerler.

Çok büyük bizim üniversite. Adana'nın en büyük araştırma hastanesi Balcalı'da üniversitenin içinde. İşte resim tam bizim Çukurova Üniversitesinin tepeden görünümü.

4 yıl lisans,2 yıl yüksek lisansla tam 6 yılım geçti orada. Özledim öğrencilik günlerimi. Ahhh ahhh efkarlandım :))
Önce ÖSS sınavı için çalış kazan. Sonra yine ders çalış bu seferde yine önüne konan senin branşınla alakasız bir sınava gir. Adı KPSS...
Şimdi ders çalışmam gerek. Özel sektörden kurtulmam gerek. Artık devlete öğretmen olarak atanmam şart. Masamda kahvem ve KPSS kitaplarım beni beklemekte :)
HERKESE İYİ PAZARLAR DİLİYORUM.
SEVGİYLE KALIN...

16 Ocak 2010 Cumartesi

YAĞMUR SEVGİMİ FISILDIYOR...

Yağmurlara sığınıyorum son zamanlarda...
Ve bir damla iniyor yer yüzüne ardından milyonlarcası bırakıveriyor kendini yeryüzüne...
Ruhumu, gönlümü temizleyen, yüreğimi sorgulamayan, beni rağmenlerle seven...

Göz yaşlarımı bir onlar saklayabiliyor...
Ben ağlıyorum o yağıyor ...
Bırakıveriyorum kendimi sırılsıklam ama sıcacık kollarına...
Sar beni diyorum, ıslanayım iliklerime kadar; al götür içimden bütün keşkeleri, hüzünleri, kederleri...
Kalmasın hiçbir şey....
Sevdiğime götür beni...
Çok özledim onu...
Beyaz bulutlardan daha beyaz, mavi göklerden daha mavi ve yeşillerden daha yeşil olsun içim...

Ve bir ses...
^^Bekle diyor bana...
Sabret...!!!
Bitecek özlemin...
Kavuşacaksın sevdiğine...
O zaman sevinçten ağlayacaksın...
O silecek gözyaşlarını ben değil...
Beraber paylaşacaksınız hüzünlerinizi, kederlerinizi, mutluluklarınızı...
O da ıslanıyor şuan benim damlalarımla...
Bakıyor seninle aynı gökyüzüne...
Sevgisini haykırıyor...
Sana haber yolladı uzaklardan, sana olan sevgisini fısıldamamı istedi her damlamda...^^
Başım önümde, ellerim titrek, gözlerimse hala nemli....
Ama söz ver diyorum; gerçekten geçecekmi bu hasret günlerim...

Ve yağmur şiddetleniyor sözünü yerine getirmek istercesine ...
O hırçın ben ıslak, o tasasız ben ağlak yağıyor üzerime...
Kelimeler önemsizleşiyor zihnimde, sadece gönüller konuşuyor...
Yüzüme çarpan her bir tane yağmur yanağımdan yuvarlanıp inerken çizdiği yollardan anlıyorum söz verdiğini bana...

Ağzımda tuzlu bir tat; damlalar yorgun çekiliyor üzerimden...
Bulutlar başını alıp gidiyor, kim bilir daha kaç çift gözün yaşlarına karışmaya, onlara umut vermeye...
Bense dudağımda hüzünlü bir tebessüm bakıyorum gökyüzüne...
Çok bekletme beni yağmur, daha çok dertleşceğim seninle...
Daha çok haykıracağım gökyüzüne bakıp sevgimi...
Daha çok haber alacağım senin damlalarınla sevdiğimden...
İhtiyacım var ardından çıkacak gökkuşağındaki umutlarıma...

13 Ocak 2010 Çarşamba

STRES...

Merhabalar, yağmurlu ve soğuk bir Adana sabahından günaydın herkese.
Geçen hafta baharı yaşıyoruz derken kış kendini gösterdi yeniden kandırdım sizi dedi resmen.
Hayat şu sıralar çok yoğun. Anneannemin rahatsızlığı, annemin sürekli orada oluşu, evdeki stres, iş yerindeki stres, sevdiğimin hasreti derken içim öyle dolu ki...
Buna da şükür tabi ama bugün nedense çok karamsar içim. Gece gördüğüm anlamsız rüyanın etkisindeyim belki de. Ama huzursuzum işte. Allah hayırlara çıkara diyorum.

Dün işe giderken otobüse bindim ve boş koltuğa hemen geçtim oturdum. Oturmaz olaydım. Yeniden kalkamadımda başka boş koltuk yoktu. Önümdeki adam inanılmaz derecede içki kokuyordu. O kadar yoğun bir koku ki. Sanırım içki kazanına düşmüş adam. İğrençti. Yol boyu burnumu kapadım.
Yaa hiç düşünmüyormu gündüz vakti böyle kokarım etrafa diye. Adamda zaten tam keşlere benziyordu. Herşey yeri zamanında ama dimi. İç içte böyle gündüz vakti etrafa verdiğin zarar niye. Otobüste beni boğdun resmen. Iyyyyy hala koku burnumda.

Sonra işe gittim inanılmaz gergin bir gün geçirdim. Belki dünün etkisiyle hala gerginim bugün bilemiyorum. Adana'da ne kadar şımarık, saygısız çocuk varsa bizim etütte toplanmış sanırım. Yaa ne saygısızlar anlatamam. Özellikle kolej çocukları. Nasıl yetiştiriyor bazı aileler çocuklarını bilemiyorum. Öğretmenleriyle nasıl konuşacaklarını bile bilmiyor bazıları. Çıldırdım dün... Anlayacağınız herşey üstüste geldi. Avazım çıktığı kadar çığlık atmak istedim kaç kez. İmdatttttttttttt diye...
Dilerim bugün güzel geçer günüm.
Herkese iyi günler diliyorum.
SEVGİYLE KALIN...

9 Ocak 2010 Cumartesi

BİRAZ DEĞİŞİKLİK...

Merhaba herkese. Üzüntülü anımda bana destek olan tüm dostlarıma teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız.

Bugün Adana genelinde sınavlar olduğu için evdeydim. Anneannem daha iyi. Ama inatçılığıyla üzüyor bizi. Yaşlı olması, kilolu olması ve ihtiyaçlarını görememesi çok ağır geliyor onada. Doktor yürütmeye çalıştıkça anneannem hastaneyi inletiyor. İnşallah dahada düzelecek. Biraz gayret göstermesi gerek. Ama maalesef... Yoksa kötü olacak :(((((

Birkaç gündür Adana'da hava çok güzel. Bahar havası. Sıcaklık 24-25 derece. İnsanın evde durası gelmiyor ama kaç gündür o kadar yoğundum ki ders çalışamadım. Bugün ders çalışmam lazım.
Anneannem başka şehirde hastanede olduğu için ben hergün gidemiyorum yanına :(

Sabah uyandım ve nezamandır yapmak istediğim şablon değişikliğini yaptım. İçim sıkılmıştı. Beni daha çok yansıtan birşeyler olsun dedim. Çiçek, böcekten sıkıldım :)
Bu çıktı ortaya sonra. Umarım beğenirsiniz. Yorumlarınızı bekliyorum bu konudada.
Şimdi yine kahvemi yaptım ve biryandan yudumluyor biryandan yazıyorum. Tabi yanında en sevdiğim fıstıklı çikolatamıda yiyorum biryandan :))
Ama şimdi ders çalışma zamanı.
HERKESE İYİ HAFTA SONLARI DİLİYORUM...
SEVGİLER.

7 Ocak 2010 Perşembe

CANIM ANNEANNEM :(

Merhaba herkese, şuan çok kötüyüm :(
Canım anneannem geçen gece tutunmak istediği koltuk yerine boşluğa eli gelince düştü ve kalçasında kırık oluştu. Dün ameliyata aldılar platin takılmış. Ameliyat başarılı geçmiş fakat anneannem psikolojikmen ve yaşlılığın getirdiklerinden dolayı pek iyi değilmiş. Dün geceden beri kan veriliyor. Kansızlık oluşmuş.
Gerçek olmayan şeyler söylüyor. Halüsinasyon görüyor :( Umarım bu ameliyat sonrası olabilecek şeylerdir ve düzelir. Yaşlı ve biraz kilolu olan anneannem nasıl toparlanacak bilmiyorum. Kalça kırığı çok zor. Allah düşürmesin diliyorum. Çok canımız sıkkın çok. Perişan olduk kaç gündür.
CANIM ANNEANNEM NE OLUR İYİ OL BİRAN ÖNCE. TOPARLAN YİNE SARIL BANA SON GÖRDÜĞÜMDE SARILDIĞIN GİBİ KOCAMAN:((((
YİNE NASİHATLAR VER BANA.
NE OLUR CANIM ANNEANNEMMMMMMM İYİ OL BİRAN ÖNCE
:((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((

5 Ocak 2010 Salı

GÜNAYDIN...

Merhabalar,günaydın herkese. Bugün Adana'nın kurtuluşu. O yüzden tatil iş yerim. Bütün gün evdeyim. Keyif yapacağım diyemeyeceğim ders çalışmam lazım fırsat bu fırsat.

Şimdi çayımı aldım erkenden kalktım. Sabahları soğuk diye erken kalkmak zor geliyor artık. Ama sevdiğim insanın sabahın köründe kalktığını aklıma getirince hemen atıyorum kendimi yataktan.

Bugün hava yarı açık yarı kapalı. Adana havası bu belli olmaz. Hazırlıklı olmak lazım. Ama nasılsa evdeyim. Hiç çıkmaya niyetim yok bugün.

Bazen hiçbirşey dışardan göründüğü gibi değilmiş diyorum. Yani insanlar aaa ne kadar iyi derken zamanla gerçek yüzlerini görüyorsun. Ne kadar menfaatçi insanlar var. Ya ben çok iyi niyetliyim yaa onlar çok bencil. Bilemiyorum...

İş yerimde sürekli değişen ders programından dolayı huzursuzum. Sürekli iş çıkış saatlerim değişmekte. Tam bugün 1 saat erken çıkacam yaşasın derken müdürün son anda hayır dersin var demesi sinirlerimi bozmaya başladı. Hatta bu ders programı değişikliği son dk oluyor. Tam çıkacakken...
Sinir bozucu değil mi? Sanırım dönem başından beri 10 kez değişti program. Artık pess diyorum pesss.
Anlayacağınız en son kapılar kilitlenme durumuna kadar dersim var. Hiçbirgün erken çıkamıyorum.
Bu durumdan dolayı tatilin keyfini çıkarmalıyım :)

Şimdi ders çalışmalı ve soğuyan çayımı tazelemeliyim. Hep dalıyorum yazmaya yada sizleri okumaya soğuyor çayım :))
SEVGİYLE KALIN HEPİNİZ...

30 Aralık 2009 Çarşamba

2009 ' A GÜLE GÜLE MERHABA 2010


Merhabalar herkese. Yılın son günlerini yaşıyoruz. Diliyorum ki 2010 hepimize tüm güzellikleri getirir.

2009 benim için nasıl geçti derseniz. 2009'u kötü geçirmedim. Çok şükür diyeyim. Gözyaşıda döktüm, üzüldüm de ama bunun yanında yeri geldi çok mutlu oldum, kahkahalarlada güldüm. Dengede bir yıl yaşadım sanırım. Allah çaresiz acı, keder vermesin diyorum.

2010 da hayırlısıyla yeğenim dünyaya gelecek. Çok heyecanlıyız. Kesin teyzesine benzeyecek :)
Bugün iş yerinde kutlamalar var yılbaşı için. Yarın çoğu öğrenci gelmez diye bugünden yapalım dedik... Öğrencilerime çok şirin hediyeler aldım. Onlarda bana almış. Söylemeden duramadılar. Ben hediye söylenmez dedikçe ama şey şunu almıştım ama onun yanında başka şeylerde aldım ama onu söylemem deyip duruyorlar :))

Tabi ben ne aldıklarının çoğunu öğrendim.

Her öğrenci pasta, börek, çörek getirecek. Bugün sanırım patlayana kadar yeriz :)

Neyse ki kilo problemim yok. O gün bir derse gittim. Öğrencimin annesi diyor ki ( Kendisi toplu hafiften) ayyy ne güzel hiç fazlanız yok hayranım size :) Nazar edecekler ayol :)

ŞİMDİDEN HERKESE İYİ YILLAR DİLİYORUM. 2010 HEPİMİZE SAĞLIK, HUZUR, SEVGİ VE MUTLULUK GETİRSİN.
YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN.
HOŞÇAKAL 2009 MERHABA 2010...

27 Aralık 2009 Pazar

EMANET...


Sen benim içimdeki büyük yangınların adı...

Ben senin gecendeki mavi yada günümdeki sarı...

Sen benim şehrindeki bütün sokakların adı...

Ben senin yüzümdeki çizgi yada dünündeki anı...

Hadi kalk gel bul bi bahane...

Birazcık heves biraz cesaret...

İlk günkü gibi duruyor hala kalbin ömürlük bende emanet...

24 Aralık 2009 Perşembe

İŞE GİTME VAKTİ...

Yine yağmurr... Şimdi işe gideceğim. Ama canım hiç istemiyor bugün nedense işe gitmeyi. Akşam iş çıkışı derse gideceğim. Geç geleceğim bugün eve. Offf...
Tarihle başım belada. Ne çok şey yazılmış tarihte yaa. Hepsini ezbere bilmenin Fizik öğretmenine ne gibi bir yararı varmış sormak istiyorum.
Coğrafyada tüm maden yatakları ve bunların işlendiği fabrikaları bilmekte bir Fizik öğretmeninin ne işine yarayacak merak ediyorum.
Acaba KPSS bu soruları hazırlayanlar biliyormu bunları ezbere...
Şimdi elime kahveyi alıp tv karşısında uzanıp keyif yapmak vardı. Bu keyifi yapmayalı uzun zaman oldu. Havada yağmurluyken süper olurdu aslında. Ama ne yapalım ekmek parası :)))))

Şimdi gitme vakti. Öğrencilerim kapıdan girer girmez üzerime atlıyorlar öğretmenim öğretmenim diye. Zaten o yüzden gripten hiç kurtulamıyorum. Hepsinide çok sevdiğim için birşey diyemiyorum.
Dün bir öğrenci bana birsürü DVD film getirmiş. Film izlemeyi seviyorum dedim diye. Ahh be çocuğum birde vaktim olsa izlicem ama nerdeee.
Şimdilik hoşçakalın.
Sevgiyle Kalın...

20 Aralık 2009 Pazar

YAĞMURLU BİR PAZAR SABAHI...

Yağmurlu bir pazar sabahından herkese merhaba. Şifayı kaptım yine. Grip oldum, tam aşı vurulacakken yeniden grip. Neyseki hafif atlatıyorum. Yine masamda yeşil çayım, önümde kitaplarım ders çalışmaya çalışıyorum bu halde. Böyle havalarda hasret daha bir ağır geliyor insana.

Sabah güzel bir tlf sesine uyandım. Ne güzel di... Rüyamı gerçekmi anlamadım. Ne güzel sabaha sevdiğin insanın sesiyle uyanmak.

2 gündür profilimde çalan şarkıyı dinliyorum. TE AMO... Çok sevdim bu şarkıyı. ''Te amo'' İspanyolca Seni seviyorum demekmiş. Sizler sevecekmisiniz bakalım. Hemen sayfama yükledim.

Yılbaşı yaklaşıyor. Milli Piyango almak lazım. Her yıl çıkmayacağını bile bile yinede alıyorum. Ya çıkarsa dimi :)

İş yerinde yılbaşı çekilişi yaptık. Bana bir 6. sınıf kız öğrencisi çıktı. Ne alayım karar veremedim. Yardımınıza ihtiyacım var. Benim ismimide bir erkek öğrenci çekti. Çoğu öğrenci o çocuğunun üzerine hücum etti. İlla bana almak istiyorlarmış . Kağıdı çocuğun elinden almaya çalışıyorlardı. Bende dedim ki ; Kavga etmeyin çocuklar o kadar istiyorsanız hepiniz alın hediye :)))))))))))

Günler birbirinin aynısı geçiyor. Çok yoğunum şusıralar. Hiç boş vaktim yok diyebilirim. Tüm boş vakitlerimide ders çalışarak geçiriyorum. Bu yıl atanmam lazım...
Benden şimdilik bu kadar.
SEVGİYLE KALIN...

11 Aralık 2009 Cuma

DETAYLARA DİKKAT EDERSEK...


Hayatım da ilk önce SEVMEYİ öğrendim,

Çünkü sevdikçe kendimi hissettiğimi öğrendim.

AFFETMENİN ne olduğunu anladım ve affetmenin aslında yeni insanlar kazandırdığını gördüm...
Bir gün geçmişime baktım da PİŞMANLIĞIMDAN üzülmediğimi gördüm, bunları ben yaşadım çünkü....

Birisini HATIRLAMANIN aslında ufak bir telefon görüşmesi kadar basit olduğunu biliyorum artık!

Aslında BANA DEĞER VEREN İNSANLARIN çok yakınımda fakat gözlerimin hep uzaklarda olduğunu anladım..

Birisini kırdıktan sonra ÖZÜR DİLEMENİN aslında beni ben yaptığını anladım.

SEN BENİM İÇİN ÖNEMLİSİN kelimesinin verilecek en büyük hediye olduğunu buldum.

Bir yerden sonra KELİMELERİN mana ifade etmediğini biliyorum.

Sahilde yürür ve düşünürken birinin de beni DÜŞÜNDÜĞÜ duygusu beni sevindiriyor.

MUTLU OLMANIN aslında bir kedinin güzel bir anını yakalamak kadar basit olduğunu anladım.
KAÇIRDIĞIM FIRSATLARIN aslında bana yeni fırsatlar yarattığını gördüm.

Yıldızların benim için parladığını görmeyen gözlerim, gün geldi HAYATIMDAN YILDIZLARIN gömüldüğü maziyi unutması gerektiğini anladım!

GÖZLERİN kelimelerden daha önemli olduğunu ve yalan söylemediklerini biliyorum.

Hayatımda YANIMDA GÖRMEK istediklerimi yanımda göreceğim çünkü onların bana değer verdiklerini biliyorum.

TELEFONUN 160 karakterine üzüntünün, mutluluğun, yıkıntının sığdığını gördüm.

YAŞAMIN YAŞAMAYA DEĞER OLDUĞUNU VE İSTERSEM MUTLU OLACAĞIMI ÖĞRENDİM...

6 Aralık 2009 Pazar

BENDEN KISA KISA HABERLER...

Merhabalar herkese, soğuk bir Adana gününden. Bir haftayı daha kapattık. Bu hafta sonuda evdeydim genelde. Yağmurlu bir hafta sonu geçirdik. Dün derslerim olduğundan yoğundum. Bugünü evde geçirdim. Sıcacık odamda, elimde çayım bazen kahvemle ve önümde coğrafya notlarıyla :)) Birde tlf yanıbaşımda tabi. Telefonsuz mutfağa bile gitmiyorum :)

KPSS'ye ağırlık verdiğimi söylemiştim. İnşallah bu yıl atanacağım Allah'ın izniyle.

Cumaya kadar hergün çok hızlı geçsin sonra 1 hafta zaman dursun istiyorum :) Lütfen ama lütfennn :)

Geçenlerde 2012'nin vizyona ilk girdiği gün gittim izlemeye. Fena değildi. Biraz abartı ama güzel yapmışlar filmi. Haftayada Yeni Ay filmine gideceğim. Alacakaranlık kitap serisini bitirdim. Kitabı kadar 1. filmin etkileyemedi beni. Bakalım bu 2. filmi etkileyebililecek mi.

Domuz gribi aşısı vurulmaya karar verdim. Salgın çok fena geliyor diyorlar. Öğretmen olduğum için çocuklardan bulaşma riskinden korktum açıkçası.

2 kişi tanıdığımız domuz gribinden ölünce açıkçası korktum. Civasız aşı gelecekmiş bekliyoruz bakalım . Bu hafta gelecekmiş. Sanırım önümüzdeki hafta vurulabilirim. Umarım birşey olmazz...

Sömestir tatili 1 ay olacak diye bir söylenti var bu grip salgını yüzünden. Okullar yazın geç kapanacakmış. Doğrumu dersiniz ??? Geç kapansada sınavlardan sonra çocuklar okula gitmez bence.

Ben bir eğitimciyim ama inanın bir fikrim yok. Çünkü kararlar ani veriliyor hep. Bizimde son dakika haberimiz oluyor.

Benden bu kadar şimdilik. Misafir gelecekmiş. Hazırlık yapmak gerek.

Size çok iyi bir hafta diliyorum.

SEVGİYLE KALIN...

28 Kasım 2009 Cumartesi

ZAMANI HAPSETME GÖZLERİNE...

Bazen kaçmak istersin uzaklara.
Kimsenin olmadığı ıssız diyarlara.
Haykırırsın içinde biriktirdiklerini.
Kimse duymasın diye içinde sakladıklarını bunca zaman.
Ağlarsın gözyaşların tükenene kadar.
Kimse ağlama sus demez sana.
Rahat rahat ağlarsın.
Özlemini haykırırsın sanki duyacakmış gibi.
Koşarsın nereye koştuğunu bilmeden.
Her adımında sanki zamanın 5'şer 10'ar arkanda bırakıyormuşçasına.
Sonra yorgun düşer seni taşıyan bacakların artık.
Oracıkta çöker kalırsın.
Düşlersin gelecek günleri.
Geçsin istersin zaman biran önce.
İstediğin güzelliklere kavuşmak için akıp gitsin istersin zamanın.
O an sadece akıp giden zaman ve gözyaşların vardır yanında.
Gitme vakti gelmiştir.
Artık dönmelisin gerçeğe.
Arkanı dönüp gelirsin yeniden zamanın durduğu noktaya...

Ne olursun zamanı hapsetme gözlerine...
Bırak akıp gitsin biran önce avuçlarının arasındanda sana kavuşayım...
*******************
Birini sevdiğinde ve onu tüm kalbinle sevdiğinde, ayrı olduğunuzda da bu aşk asla kaybolmaz...
MUHABBET ÇİÇEĞİ

26 Kasım 2009 Perşembe

MUTLU BAYRAMLAR...


Merhabalar,
ÖNCELİKLE HERKESİN BAYRAMINI KUTLUYORUM.
Uzun zamandır blogumu ihmal ettiğimin farkındayım. Ama hiç fırsat bulamamanın yanında sanırım biraz yalnızlığa ittim kendimi.

Neler mi yapıyorum. Bir önceki yazımdanda okumuşsunuzdur. Hasret yine kapımda. Sabırsızlıkla gün saymaya başladım. Ama günler birtürlü geçmiyor. Zaman durdu. İlerlemiyor sanki :( Eğer çalışmıyor olsam sanırım hiç vakit geçmezdi. Öğrencilerim, dersler derken biraz da olsun zamanı hızlandırıyor. Zaman çok uzun çünkü.
Boş vakitlerimde ders çalışmaya başladım. KPSS bu yıl olmak zorunda.

Son zamanlarda bol bol tlfnum çaldımı acaba deyip tlfnumu yokluyorum :)) Evde garipten tlf sesleri duyuyor, hüzünlü bir şarkı çaldığı an hemen uzaklara dalıyorum ve o beklediğim tlfnun sesini duyduğum an dünyalar benim oluyor. Bana verdiği hırsı, sevgiyi depoluyor günüme öyle devam ediyorum.
Öğretmenler gününde öğrencilerim beni çok mutlu ettiler. Öğrencilerimin dışında özellikle iş yerime gelen beklenmedik çiçek herşeyden çok mutlu etti beni. Kartı okuyunca o kadar mutlu oldum ki. Hasretime ortak olan birtanemin ailesi bana çiçek göndermişti. Ne güzel düşünmüşler. Çok mutlu oldum çok duygulandım.

Bayramdan sonra direksiyon geliştirme kursuna gitmeye karar verdim.
Yeter artık kullanmak lazım şu aracı. Evin önünde öyle beklerken araba ben öyle yağmurda, soğukta sürünüyorum otobüslerde. Babam al kızım arabayı kullan diyor ama sonra kendi kendine ben kasko yaptırtayım bari diyor :))
Ne güzel öğrenmiştim ilk ehliyet aldığımda uzun zaman ara verince pratiklik gitti tabi yeni öğrenmişken. Acil geliştirmem lazım direksiyonumu.
Şimdilik benden bu kadar. Elimden geldiğince blogumu ihmal etmicem bundan sonra.
SEVGİYLE KALIN. MUTLU BAYRAMLAR HERKESE...

22 Kasım 2009 Pazar

YİNE DOLU KALBİM ÖZLEMLE...

miss_you.jpg i miss you image by myloststar26

En zor zamanlar sevgilinin askerde olduğu zamanlardır...
İnsan telefonun başından çekilemez ha aradı ha arayacak sancısıyla heyecanla beklenen telefon.

Geçicek geçmeli ...
Herşey onunla güzelmiş diyorsun askerin gidince...
Nefes almak, yemek yemek, televizyon seyretmek, çarşıda gezinmek aklına gelebilecek herşey onunla güzelmiş...

Öncesinde izlemediğin halde televizyonda askerlik ile ilgili tüm haberleri seyretmek..


Onunla beraber gün saymak... Onsuz hiç bir yere gitmemek... Hiç kabahatin olmadığı halde sana kızdığında bile alttan almak... Her yere telefonu yanına alıp gitmek... Arasa da sesini duysam diye bütün gün beklemek...
Bütün gün geçmeyen dakikaların telefonda bir anda geçmesine sinir olmak...

Askerlik bitince yaşayacaklarını hayal etmek...
En ufak bir şeyi bile paylaşmak istendiği anda aslında onun uzakta olduğunun hatırlanmasıyla o an hüzünlenmek ve paylaşamamak...

Ya geçmişi düşünürsünüz ya geleceği. Geçmişteki anılarda kaybolursunuz gün gelir hayallere dalarsınız geleceğe dair.
Onsuz bişey yapmak gelmez içinizden. Ev kuşu olursunuz. Ona anlatmak istediğiniz şeyleri paylaşmak istediklerinizi her gün mail olarak ona yazarsınız.

Hiç bitmeyecek gibi gelir beklemek. Bazen ne çabuk geçmiş günler dersiniz bazen daha bir sürü gün daha var dersiniz. Kafa karışır algı bozulur. Ama o yanınızda olmasa bile her şeyi onunla yaşarsınız...

Önce gideceği güne yakın yanında sürekli gideceği günü düşünür ve ona bir türlü doyamaz o ısıyı stoklarsınız... Yüzünden binlerce kare fotoğraf çekersiniz gözlerinizle... Sonra uğurlama anı gelir ki önceki hasretlerinizden kat be kat büyüktür ağrısı... Sonra ertesi günden itibaren başlayan o tuhaf kıvranış algılayamama hissizleşme...

Çiftten çifte, bekleyenden bekleyene, yaşanmışlıktan yaşanmışlığa fark var elbet en önemli ayrım bu hissedilen boşluk kıyasında.

Yolda yanınızdan geçip giden askerlere "Allah sabır versin" derken bulursunuz kendinizi. Bütün askeri terimleri öğrenir tencereye teskere deyiverir acınan gülüşmeler yaşarsınız...

Tek emin olduğunuz geçmişinizdir sırtınızı ona dayar belirsiz geleceğe dair planlar yaparsınız. Hırs olur biraz içinizde bu bekleyiş bu arada yapmanız gerekenler adına. Güçlü olmalıyım diye kendinizi zorlarsınız.

Bir yanın hep eksik olur.
'Geçer!' 'aman ne kadar az kalmış!' 'Askerlik mi bu?' diyenlerin sözü o an için dinlenir iç sesle sürekli konuşulur hatta çene düşer ama eve gelinip kanepeye tek başına oturulunca sessizlik başlar. Zaman yine durur...

Yine de en güzel çare telefonun çalmasını beklemektir...
İzin gününde İnternet cafe ve kamera bulmuşsa onu gördüğünüzde dünyanın en çaresiz en özlem dolu en hüzünlü insanı olursunuz bir anda ama bir o kadar da mutlu...
Mümkün olsada dersin " sevgilinin peşinden askerlik yaptığı şehrin yollarına düşsem bilinmedik bir şehre giden virajları ezberlesem...

Hayatın en sadık, en içe kapanık ve en karanlık bekleme dönemi. Beklemek beklemek sadece beklemek. Başka hiçbir şey değil. Anlatılarak bitirilemeyecek, paylaşmayla azalmayacak bir özlem.

İşte böyle bir zaman dilimidir asker yolu beklemek...

5 Kasım 2009 Perşembe

SEVMEK...


Sevmek inanmaktır.

Sevmek yaşamaktır.

Sevdiğini kendisi gibi, kendisinden de çok duyumsamaktır.

Sevmek sevdiği olmaktır.

Sevmekte ikilikler kalkar, bir olmalara gidilir.

İki ten, iki kalp, iki gönül yoktur sevgide.

Tek bir kalp olunur, tek bir yürek olunur.

Sevmek paylaşmaktır .

Sevdiğiyle sevdiğini paylaşmaktır.

Sevdiğiyle kalbini bölüşmektir sevmek.

Ki tek kalp olunsun.

Sevgide son yoktur.

Sevgiler hiçbir zaman son bulmazlar.

Biten sevgiler yoktur, bitmiş gibi görünen sevgiler vardır.

Vazgeçiş de yoktur sevgide.

Yaşandıkça yaşatılır sevilen.

Ama kimi zaman sevgili için kimi zamansa sevginin bir gereği olarak saklanır bu aşklar.

Vazgeçiş yoktur, vazgeçmiş gibi görünmek vardır o yüzden.

Sevmekte istemek yoktur.

Sevgilinin olduğu yerde son bulur istekler.

Bir şey varsa istediğin bu senin için değil, sevgili için istediğindir.

Ondan O'nun adına istersin.

O'nu daha sonsuz sevebilmek için istersin.

Sevme özgürlüğünü istersin, kabul edilmesini istersin.

İstersin ama bir gün gelir bu istekler de son bulur.

Kendinden istersin artık.

Sevgiliyi daha çok sevmek istersin kendinden.

Sonsuz kılmak istersin.

Bu yolda sevgili olur mu, olmaz mı bunu sevgilinin isteği belirler.

Sevmek sevgiliyi istememeyi öğrenmektir.

Sevmek sevgiliyi sevgili olmadan sevmektir.

Sevmek; sevmek istemektir.

Sevmek, beklememektir.

Beklentilerin son bulduğu bir duraktır o.

Öyle ki tüm gerçekler, tüm dünya silinir gider.

Ne O'ndan anlaşılmayı beklersin, ne onu anlamayı.

Ne onun gelmesini beklersin, ne onun Leyla, Mecnun olmasını.

Beklediğin bir şey yoktur sevmeyi becermek dışında.

Sevmek, gücenmemektir.

Sevmek sevgililerin hiçbir sözüne üzülmemeyi ögrenmek demektir.

Sevgilinin ölüm hançerine bile hayır dememektir sevmek.

Onun vuruşuna, onun tokadına alınmamaktır, sevgiliden gelen her hareketi ve her sözü kabullenmektir.

İhanetlere, hainliklere bile üzülmemektir.

Onun eli, kolu, gözü, kalbi olmaktır.

Ama artık onun bir şeyi olunmadığı bir zaman ölmesini bilmektir!

Sevmek, vermektir.

Sevmek sevdiği için almasını bilmektir.

Almamaya yemin ederek vermektir.

Ama almalarda kurtaracaksa sevgiliyi almasını bilmektir sevmek!

Sevmek, tükenmektir.

Sevmekten ölürken tekrar varolmaktır o sevgiden.

Sevmek sevgilinin gel deyişine hayır demektir.

Sevgilinin aşkıyla boğuşurken, yüzerken o aşk denizinde sevgilinin uzanan eline hayır demektir.

Sevgilinin bakan gözüne bakmamaktır sevmek.

Ağlayan gözlere şefkat ve tebessümle yanıt verebilmektir.

Sevmek, sevgili olmaktır.

Sevgilinin yüzündeki gülücük olmaktır.

Onu yaşama döndürecek bir damla su olmaktır.

Sevmek sevgilinin limanı olmaktır.

Sevmek sevdiğinin canı olmaktır.

Sevmek yangın olmaktır.

Yanmaktır, kor olmaktır.

Dağ olmaktır, evren olmaktır.

Her şey olmaktır, hiç olmaktır.

Alev olup girmektir gönüllere.

Sevmek yürümektir gönüllerde.

Sevmek güvenmektir.

Sevmek onaylanmaktır.

Sevmek sevgiliye bir nefes gibi, bir ses gibi yakın olmaktır.

Sevmek çok ötelerde olsa bile yaşamak ve yakın olmaktır sevgiliye.

Yakınlılıktır, doğallıktır, özdenliktir sevmek.

Yalansızlık, içtenlilik, ölümsüzlülüktür sevmek.

İlk insanın, Havva'nın Adem'in saflığını ve temizliğini, çocuk masumluğunu taşımaktır sevmek. Gözyaşı olmaktır, yağan yağmur olmaktır.

Bir sonbahar mevsiminin sarı yaprağı gibi yalnız olmaktır sevmek. Sevgilisizken sevgiliyi sevmektir.

Sevmek üşümektir.

Sevgilinin yokluğuna üşümektir.

Sevgiliyle her şeyi göze almaktır sevmek.

Ki sevgilinin olduğu cehenneme yürümektir.

Sevgilinin olmadığı Cennete de gitmemektir sevmek.

Sevmek, sevgiliyi cennet etmektir.

Sevmek bir olmaktır.

Sevmek yaşamaktır.

Ve sevmek inanmaktır.

Sevmek bir başkasının hayatını yaşamaktır.

Sevmek sevmesini haketmektir.

Sevmek sevgilinin baktığı yerde, sustuğu yerde olmaktır.

Sevmek sevgilisiz geçen gecelerin sabahına varmaktır.

Sevmek saz benizli sabahlarda yaşamaktır sevgiliyi.

Sevmek sevmesini bilmektir.

Sevmek SEVMEK olmaktır.

AŞK olmaktır.

Aşk bir kere sevmektir.

Sevmek aşkın kendisi olmaktır.

19 Ekim 2009 Pazartesi

OTOBÜS MACERASI :)


Merhabalar, Adana'ya sıcaklar yeniden geldi. Çok basık ve sıcak bir hava var. Yağmur öncesi sıcak derler buralarda buna. Ama yağmuru göremedik henüz.

Bugün maceralı bir otobüs yolculuğu geçirdim. Ne tuhaf insanlar var anlayamıyorum şu memlekette.

Derse gitmek için koştur koştur otobüse yetiştim bugün. Bindim boş neyseki. Otobüsün bir tarafı full güneş. Bir tarafı gölge. Otomatikmen her binen gölgeye oturuyor. Bende öyle yaptım. Sonra tabi gölge yerler doldu. Neyse bir kadın bindi. Bende o ara öğrencime vereceğim testlerimi ayarlıyorum.

O kadar insan varken bana demesinmi oraya ben oturabilirmiyim diye.Nasıl yani yaa. Kendi gölgeye oturacak beni güneşe oturtacak. Şaka gibi. Yaşlı desen değil. Neden dedim. Yaa güneşde orası dedi :)))

Eeee yanii ben mi güneşe oturacam dedim. Ahh bizahmet dedi. Yaa güldüm ne diyeceğimi şaşırdım. Dedim kadın çatlak sanırım. Neyse ben gülerek töbe töbe dedim hiç uğraşamam kalktım. Belki dedim hastadır falan. Sonra birbaktım ağzındada kocaman bir sakız. Aman tanrım nasıl çiğniyor. Ağzını bir karış açarak cakkıdı cakkıdı. Iyyyyy. Ben zaten hoşlanmam sakızdan. Birde öyle otobüste yani. Olacak şeymii... Otobüs sağa döndü sonra veeeee güneş o tarafa geçti. Yine gölgede kaldım kadın güneşte kaldıı :)))
Hayy Allah'ım içimden kıs kıs güldümm :)) Kadın bana bakıyor ama ben direk pencereden dışarı izledim. Ne saçma yaa. Utanmasa dicek yine yer değişelim. Gerçi utanmaz da neyse :))

Yolculuk uzun tabi. Sonra başka bir kadın ve çocuğu bindi otobüse. Arkama oturdular tam. Kadın ancak 3-4 yaşındaki oğluna otobüs numaralarını ezberletiyor.

Anne: Söyle bakalım 112 nerenin otobüsüydü.

Çocuk: Baycalı Haştanesi ( Aslında orası Balcalı Hastanesi. Anlayacağınız üzere çocuk daha konuşamıyor pek)

Anne: Bak gebertecem seni kaç kez söylicem yanlış. O otobüs orayamı gidiyordu.

Çocuk: Unuttumm

Anne:160 neresi peki.

Çocuk: Tamam orası Baycalı

Vsssss...

Ne garip dimi. Şaşkınlıkla kulak misafiri oldum. Yaa küçücük çocuk yaaaa. Başka şey öğret çocuğa. Birde öğretiş tarzına bakın yani.

Sonra indim otobüsten tabi. Dedim birgün boyunca inip binsem bu otobüslere ne maceralar yaşar insan :)

İlginç dimi...

Ne insanlar var :)))

SEVGİLER HERKESE...

15 Ekim 2009 Perşembe

GÜNLERİM NASIL GEÇİYOR...

Merhabalar, hafta sonuna doğru yorgunluk üzerime çökmüş durumda. İş yerine öğlen gidiyor olmam pek birşey değiştirmiyor. Yine çok yoruluyorum.
Bu aralar hayat koşuşturmacalı anlayacağınız. Akşam nasıl oluyor bilmiyorum. O yüzden blogumu ve sizleri çok ihmal ettim :((
Düzene oturtacam az kaldı.

Hafta içi iş yoğunluğunu, hafta sonu arkadaşlarla atıyoruz işte.

Geçen hafta çiğ köfte partisi yaptık. Süperdi. Çok yemişim sanırım. Ama çok güzel yaptı arkadaşlar ne yapayım :) İnsan o ortamda ne kadar yediğinin farkına varmıyor.
Böyle gırgır şamata güzel bir hafta sonu geçirdik.

İş yerimde kurucumuz o gün beni çağıttırdı. Dedim bir şey oldu sanırım. Kesin bir veli şikayet etti yada onun gibi bişi. Hayırlısı dedim girdim odasına.

Dedi ki kurucu senden çok memnunuz. Sen yarım gün gelmene rağmen sen tam kadrodasın artık. Buranın demirbaş öğretmenisin artık dedi :))
Güleryüzümden çok memnunlarmış. Veliler, öğrenciler beni çok tutmuş. Sen hep böyle güleryüzlü ol dedi.
Çok sevindim. İşte güleryüzlü olmanın ve birde işini iyi yapmanın neler yapabileceğini birkez daha gördüm.

Dün eski iş yerimdeki arkadaşlarım beni ziyarete gelmişler. Süpriz yaptılar. Çok sevindim. Derste tahta kalemimin mürekkebi bitince birara çıktım mürekkep almaya. Bir baktım süprizz beni bekliyorlar sekreterin odasında. 10 dk teneffüs arasında azda olsa sohbet ettik. Çünkü dün full dersim vardı.

KPSS çalışmaya henüz başlayamadım. Şu derslerimi bir düzene oturtursam iş yerinde inşallah başlayacağım.

Yazın olduğu gibi kitaplarımı son sürat okuyamıyorum. Ancak yatmadan okuyabiliyorum 30 dk falan. Okumadan asla uyuyamıyorum bu alışkanlık bende.
Şimdi Alacakaranlık serisinin 4. kitabı olan Şafak Vaktine başladım. Güzel gidiyor bakalım.


Benden şimdilik bu kadar, işe gitmeliyim.
Hepiniz sevgiyle kalın...

12 Ekim 2009 Pazartesi

SEVDİĞİNE DEĞER VERMEK...

ask3l.jpg
Sevdiğine değer vermek;

Nasıl desem ki, gözünü açarsın, karşında değildir.
Kapatırsın sımsıkı hemen karşına gelir.

Saçlarına dokunursun fırsat bu fırsat.


Böyle kanatlanır konar içine, kımıldayamazsın gitmesin diye.

Yakınındaysa misal, yaslar başını omzuna, robot olur kımıldayamazsın keyfi bozulmasın diye. Kımıldayamazsın yine.


Sevdiğine değer vermek ne saçma. Değer verdiğindir zira sevdiğin.

Ya da zaten sevdiğindir değer verdiğin.

Çok kızgınım der, özür dilersin kimin kızdırdığını bilmeden.
Zaten pek önemli de değildir.
Özür ister verirsin.

Üzgünüm der, dünya üzgündür o an.

Sevinçliyim der, kim üzgünse dövesin gelir.

Seni seviyorum der misal, kalbin bambu ağacı gibi büyür birden, sığımaz bedenine.
Sarılır yatarsın belki, yine robot olursun.
Kımıldamazsın uyanmasın diye.
Bütün bunlar değer verdiğin anlamına gelmez.
Çünkü aslında görevdir bir bakıma bunlar.

Tüm bunlardan aldığın zevkin oranıdır, verdiğin değer.


Uzaktadır misal...
Uyursun bir başına, ama aklındadır o, ayıp ama yanında yatırırsın bir şekilde. nasıl yattıysan öyle kalkarsın, her yerin uyuşmuş halde.
Özlemektir bu.

Tüm tutulmuş bedeninle mutluysan hala, o mutlulukla eşdeğerdir verdiğin değer...

30 Eylül 2009 Çarşamba

OFFSHORE ŞAMPİYONASI- ADANA

Herkese hafta ortasından merhabalar. Dilerim hepinizin haftası iyi geçiyordur. Benim biraz yoğun ama güzel geçiyor. Hafta sonu iyi eğlendim.

Adana'da Offshore şampiyonası vardı, Seyhan gölünde. Çok güzel bir yarıştı. Havanın çok güzel olması avantajdı zaten. Sizler için birsürü resimler çektim. Bunların arasında Adana'yı boydan boya çevreleyen Seyhan gölümüzün manzaralarıda var tabi...







Yarışlar Show Tv de cumarteside pazarda canlı yayınlandı. Belki izleyeniniz olmuştur. Kalabalık bir arkadaş grubuyla gittik. Yaklaşık 10 kişi vardı sanırım. Çok eğlendik.

Yeni iş yerimi sevdim. Ama ders programım biraz tutarsız hazırlanmış. Onuda ayarlayacaklarını söylediler bakalım bekliyoruz. Ama iş arkadaşlarım çok sıcak kanlı, tatlı insanlar. Genç öğretmen kadrosuyla bomba gibi girdik yeni öğretim yılına.

Sabahları dersim yok, hergün öğlen başlıyor dersim. Bende o yüzden sabahları KPSS çalışıp öğlen işe gidiyorum.

Bıktım şu KPSS den yaa. Devlete atayın bizi yaa artık yeterrrr...
İsyanımızı duyan yok o yüzden şimdi ders çalışma zamanı :))

Herkese iyi bir hafta diliyorum.

SEVGİYLE VE MUTLU KALIN OLURMU...