8 Ağustos 2009 Cumartesi

MİM...

Sevgili arkadşaım, Ferzan beni mimlemiş. Tatilden 2 günlüğüne döndüm hemen cevaplayım dedim. Konumuz Cesaret nedir??? Bununla ilgili hoşuma giden bir yazıyı sizinle paylaşacağım...

Cesaret Nedir?

Cesaret. Hayattan korkamamak mı? Yaşayabilmek mi doyasıya? Yaşamaktan nefes almaktan, Seni Seviyorum demekten, Seni Özledim demekten, bir köpeğin başını okşamaktan, bir çocuğa gülümsemekten korkmamak mıdır cesaret.


Çılgınlık yapmak mı? Hayatımızı riske atacağımız sporlar yapmak mı? Yağmur altında ıslanacağımızı düşünmeden yürümek mi. Karların içinde aman hasta olurum diye düşünmeden uzanıp karın keyfini çıkarmak mı?


Başkaları ne der. Bana nasıl yorum yaparlar diye düşünmeden istediğimiz kıyafeti giyebilmek midir cesaret. Acaba pişman olur muyum diye düşünmeden içimizden geçeni söyleyebilmek, içimizden geldiği gibi duygularımızı ifade etmek midir cesaret.


Bize esir eden duygular ve insanlara karşı çıkıp ses yükseltmek midir cesaret. Yoksa ses çıkarmadan olayları akışında yaşamak ve bütün bunlara karşılık ayakta kalabilmek midir?


Haksızlıklara karşı sesini yükseltmemek midir? İlla bu şekilde olacak diye ısrar eden topluma sesini yükseltip, Hayır doğru olan budur deyip doğruyu gösterebilmek midir cesaret.


Zarar göreceğini bile, bile güçsüzün yanında olabilmek midir? Arkamızda kimsenin durmayacağını bilsek bile güçsünüzün arkasında durabilmek midir? Kendimizden başkalarının çıkarları için savaşabilmek midir?


Sevmeyi bilmek midir? Güvenmeyi öğrenmeye çalışmak mıdır? Nedir cesaret korkularımızı yenmeyi öğrenmek mi. Korkuyorum ben aslında diyebilmek mi? Asla ağlamam, başkaları benim ağladığımı görmemeli derken insanların yanında gözyaşlarını akıtabilmek mi yoksa cesaret.


Artık hayat bitsin, yaşam burada kalsın dediğimiz anda çaresizlikle birleştirilen ve intihara sürükleyen bir olgumudur.


Kimler cesaretlidir?


Âşık olan cesaretli olur mu?

Aşkı uğruna her şeyini özsaygısını, sevdiklerini, gururunu, el âlem ne der kaygılarını yitirmeyi göze alır mı cesur olan insan.


Cesaret bence,

Bir şeyi yapma gereği hissedersin mantığın ve duygun karşı karşıya gelir ve sonuç olarak yapmaman gerektiğini söyler hislerin. İşte o an yapmaman gerekeni yaparsın, ne mantık ne duygular düşünülür. Cesaret ikisini de geride bırakır mantığı da duyguyu da cesaret daha ağır basar.


Yani Cesaret,


Hem mantığınla hareket etme isteği, hem duygularını yaşama aşkı, hem de hem mantığının hem de duyguların gaza getirip yapmayacağım asla yapmam dediklerimizi bir çırpıda yapıvermemizdir.


Bunu herkes yapamaz, yani herkes cesur olamaz.


Herkes cesurum der. Ben korkmam der ama herkes mantığıyla hareket edip duygularının aşkıyla yaşamak ister. İkisini birden umursamayıp körü körüne boşluğa atlamaya cesaret edemez kimse.


Cesur olmayan kimse cesaret edemez güçsüzün arkasında durmaya, korkar haksızlık karşında sesini yükseltmeye, Duygularını dile getirmeye, ağlamaya, gülmeye korkar. Seni Seviyorum demekten korkar. Ben korkuyorum demekten korkar. Hem mantığını, hem de duygularını yaşamaktan korkar.


Cesur olmayan bir insan cesur olamaz.

**************
^^Cesaret insan niteliklerinin en önemlisidir, çünkü diğer bütün nitelikleri güven altına alır.^^
William Churchill

23 Temmuz 2009 Perşembe

MERHABALARRRRR :)))

Merhaba canlarımm, ben geldim. Ama yarın geri gidiyorum. 1 günlüğüne geldim Adana'ya. Yarın yine Mersin yazlık yollarına düşeceğim. Tatil iyi gidiyor. Dinleniyorum bol bol. Yürüyorum, yüzüyorum hergün.

:))))) Kumsaldan ben...

Balkondan sizler için bir fotograf...


Yürüyüş yolumuz :)

İstediğim formuma kavuştum. Hafiftende bronzlaştım :) Çok fazla kararmamaya dikkat ediyorum.
Çok fazla kitap okuyorum. Kitap dayanmıyor bana. V.C Andrews'in 4 kitabı bitti. Çatı, Çatıdaki Rüzgar, Gazap Tohumları ve Çatıdaki Dikenler.

Hepside çok güzeldi. Şimdide Canan Tan'ın 'En Son Yürekler Ölür' kitabına başladım. Güzel gidiyor.

İş konusuna gelince hala kafama uygun biryer bulamadım. Sanırım bu yıl oturup gerçekten KPSS çalışıp devlete gidecem. Bu özellerden bıktım.


Aşk diyelim. O da ne :) Bildiğiniz o aşk BİTTİ. Yazılarımdan anlamışsınızdır. Hayatta malesef birkez daha hayal kırıklığına uğradım. Umarım bu son olur. Ne oldu neden bitti derseniz inan onun cevabını ben bile bilmiyorum. Sadece bitti işte. Ama çok iyiyim. Toparlandım. Yalnızım ve tatilin tadını çıkarıyorum...

Yeni bir haber daha. Yeniden teyze oluyorumm :)) İkiz yeğenlerimden sonra 1 yeğenim daha oluyor Allah'ın izniyle.


Hergün 1,5 saat tempolu bir şekilde yürüyüşüm var. Akşam 19:00-20:30 arası. İş yerinden en yakın arkadaşım bizim yan yazlık sitede. Onunla vakit geçiriyoruz çoğu zaman. Birde kuzenim geliyor sık sık. Sıkılmıyorum hiç.

Bizim buraların meşhur bici bici ve sıkma gözlemeleride yürüyüş yolu boyu heryerde. Millet bir yandan yürüyor bir yandan yiyor :))

Benden şimdilik bu kadar. Beni çok çok özleyin. Ben sizleri çok özledim. Yarın yeniden gidiyorum.
KENDİNİZE İYİ BAKIN.
SEVGİYLE KALIN...

13 Temmuz 2009 Pazartesi

KENDİNE İYİ BAK...

‘’Kendine iyi bak’’ bir "veda" değil "elveda" cümlesidir çoğu zaman.
O üç kelimeden çok daha fazlasını gizler içinde...

"Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra ben yanında olmayacağım.
Olamayacağım. İstesem de istemesem de. Sevdim bir zamanlar seni, hala seviyorum ve benden sonra da mutlu olmanı istiyorum. Olur da bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum.

Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra kendinden başkası olmayacak yanında sana bakacak. Ben olmayacağım.

Kendine iyi bak ve beni düşünme. Çünkü ben de seni düşünmeyeceğim artık. Arama sakın beni, yazma, çünkü ben yazmayacağım. Sil beni yüreğinden, çünkü ben sileceğim. Fakat, yaşanılan, paylaşılan güzel şeyler hatırına sana yürekten mutluluklar diliyorum. Ve ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum.

Kendine iyi bak. Aramızda geçen herşeye rağmen benden sonra iyi olduğunu bilmeyi tercih ederim. Aslında bilmem çok önemli değil, iyi olduğunu varsayacağım ben. Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum ben, seni kendinle başbaşa, yapayalnız bırakıyorum ben. Biliyorum kendini bırakacaksın benden sonra, o yüzden iyi bak diyorum. Aslına bakarsan, çok da fazla umursamıyorum.""

"Kendine iyi bak derler ve giderler. Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu. Çünkü onları ayırmak, eti tırnaktan ayırmak gibidir. Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok acı vericidir, yürek parçalıyıcıdır. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine Kendine İyi Bak gözleriyle ayrılırlar.
Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar. Ta ki son elveda mezar sessizliğine bürününceye kadar.
Tutkunun ötesinde sevenler, bir kez Kendine İyi Bak derler ve giderler. Onlar eti tırnaktan ayırmak yerine ölümü yeğlerler. Onlar bu acıyı bir kezden fazla kaldıramayacaklarını bilirler.

Kendine iyi bak derler ve giderler. Bu sözlerin içinde ihanet yok, hiç bir zaman olamaz derler ve giderler. En büyük ihanet değil midir aslında seni seveni, ihtiyacı olanı yüzüstü bırakıp gitmek.

"Kendine iyi bak" derler ve giderler. Seni suskunluğa mahkum edip giderler. Seni parçalara ayırıp, en büyük parçayı yanlarına alıp giderler. Seni senden alıp giderler. Daha kötüsü suçlayamazsın onları tüm bunlar için.

Kendine iyi bak deyip gidenin geçerli bir nedeni vardır elbet. Suçlatmaz kendini. Savaşmadıkları için kızarsın ama suçlayamazsın. Savaşmışlarsa, yenildikleri için kızarsın ama suçlayamazsın. Yenildiğin için kızarsın ama suçlayamazsın. Ayrılığın kaçınılmazlığına inandırır seni, "kendine iyi bak" derler ve giderler.
Elinden umutlarını, düşlerini, sevgilerini alıp giderler. Bir tek anıları bırakırlar geride, bir de hatırladıkça gözyaşlarına boğulasın diye unutulmayan nağmeler. Arkalarına bakmadan çekip giderler eğer yalnız kalmışsan, çünkü insafsızlıklarını görmek istemezler.
Herşey o saniye orada bitsin, kapansın bu sayfa isterler.
"Bitti" diyemedikleri için, "kendine iyi bak" derler.
"Kırıldım ve affedemiyorum" diyemedikleri için "kendine iyi bak" derler.
"Seni istemiyorum artık, hayatımdan çıkaracağım ama bil ki hiç unutmayacağım" diyemedikleri için kendine iyi bak derler.
"Biliyorum çok kanayacaksın ama daha iyisini yapamıyorum" diyemedikleri için "kendine iyi bak" derler.
Vicdanlarını rahatlatmak için kendine iyi bak derler, çünkü o kan uzun süre akacaktır ve o yara asla kapanmayacaktır, bilirler.

Kendine iyi bak bir noktadır çoğu zaman. Kendine iyi bak deme bana, sadece kötülükler noktalansın isterim ben. Oysa sen iyisin. Sen gözümdeki ışık, dudağımdaki tebessüm, sen içimdeki sevinçssin. Sen hayatıma renk katan, sen yüreğimdeki çarpıntı, sen hayatımdaki neşesin. Sen yolumu aydınlatan, sen dert ortağım, sen gönül yoldaşım, sen bir tanesin.

"Kendine iyi bak" deme bana. Nokta koyma. Keşke böyle yaşanmasaydı bazı şeyler, keşke affedebilsen beni, keşke ben de affedebilsem. Keşke döndürebilsek zamanı geriye. Keşke bugünkü aklımızla yaşasak herşeyi baştan. Nafile... Ama yine de, gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı? Sen eksikken, ben nasıl tam olurum? Senden kalan boşluğu kimlerle doldururum? Savaşsak, aramıza giren şeytanla olmaz mı? Hani büyük aşklar her türlü engeli aşardı, hani gerçek dostluklar her sınavı geçerdi, hani sevgi eninde sonunda kazanırdı? Hani hayatta hiç kirlenmeyecek değerler vardı? Hani en büyük zaferler, en kanlı savaşların ardından kazanılırdı? Bunların hepsi yalan mı?
Sahiden..., gitmesen olmaz mı?
Bitmesek olmaz mı?...
Peki o zaman.
Senin istediğin gibi olsun.
Öyleyse...
Sen de "KENDİNE İYİ BAK."
HOŞÇAKAL...

26 Haziran 2009 Cuma

TATİL...


Merhaba dostlarım, işte tatil geldi ve 1 ayı nerdeyse bitti bile. Bende pazar günü gidiyorum tatile.
Aslında tatil demeyelim işte şehir ve ev değiştiriyorum yazlık eve geçiyorum. Deniz, sahil, temiz hava biraz iyi gelecek bana. Bu yaz çok fazla bronzlaşmamaya karar verdim. Geçen yaz çekildiğim resimlere baktım da hiç beğenmedim. Kapkara olmuşum :) Sarı zenci gibi :)
Biraz kafa dinleyeceğim.

İşten de ayrıldım bildiğiniz üzere. Henüz olumlu birşey yok. Dilerim iyi bir iş çıkar yakın zamanda.


Yarın sınava giriyorum ama olumsuz vaka :(
Hiç çalışamadım ki. Birtürlü o çalışma moduna giremedim. Bakalım yarın ki sınavda kitapçıkla çok bakışacağız sanırım :) Kendime çok kızacağım sonra.

Birsürü kitaplar aldım yazlıkta okurum diye. Orada en büyük zevkim balkonda denize karşı oturup
kitap okumak, ya da sahilde kitap okumak.

Adana felaket sıcak olmaya başladı artık. Kaçmak lazım buralardan. Ama oraya gidincede burayı çok özlüyorum.
Sizlere bol resimler çekeceğim. Ara ara nete girer sizleri okur yeni yazılar yazarım. Zaten sık sık Adana'ya döneceğim kısa sürelide olsa. İş bulursam hiç durmam oralarda dönerim hemen zaten.

Döndüğümde herşey güzel olmuş olur inşallah. Sizleri çok seviyorum. HEPİNİZ KENDİNİZE İYİ BAKIN...
SEVGİYLE KALIN...

22 Haziran 2009 Pazartesi

SENİ TANIYAMIYORUM ARTIK !!!


Seni tanıyamıyorum artık...

O eski sevgilim, o eski canım

Sen... sen o değilsin !!!

Bana sevgisini sunan, bensiz olamayan

O sevgili sen, sen değilsin !!!

Seni tanıyamıyorum artık...

Bir güzel sözle yetinen, mutlu olmasını bilen

Gözlerime dolu dolu bakıp,

Duygularını anlatan, beni sevdiğini söyleyen birtanem,

O sevgili sen, sen değilsin !!!


Ne oldu sana bilemiyorum

Bir fırtınamı, yoksa kasırgamı savurdu.

Seni benden, beni senden ayırdı...


Bu ayrılık niye, kinden mi? Nefretten mi?

Yoksa, ölesiye çok sevmenin,

Sırılsıklam aşık olmanın bedelimi...

Bütün suçum seni sevmek, sevmek mi???

Seni tanıyamıyorum artık...

O sevgili sen, sen değilsin !!!

Ben biranda silinecek,

Unutulacak sevgilimiydim?

Hep seninle birlikte düşünür,

Seninle birlikte hayal kurardık...

Ne oldu sana bilemiyorum...

O sevdiğim kişi senmisin?

Yoksa bir başkasımı?

Ne olur dön artık benliğine...

Seni bulmak,

Seni yine ölesiye sevmek,

Ve yine sevmektir düşlerim...

Seni yeniden tanıyabilmek ve yaşayabilmek EN BÜYÜK TUTKUM...

14 Haziran 2009 Pazar

İKİ NOKTA ÜSTÜSTE :::::::::

İki tırnak işareti arasına sığan bir kaç kelimeydin sen, içimi oyup geçen rüzgarlara inat, yürek durağımda beklediğim tek yolcu.

Gerçeklerde aramıyorum artık seni, gerçek olmadığına inandırdım kendimi.

Kırgınım yalnızca hatta adı aşk ile başlayan cümleler kulağımı tırmalayan rahatsız edici birer ses artık.

Mülteci bir kaçaklığım vardı eskiden, şimdi terkedilmiş evler gibi duvarlarımda asılı eskimişliğim. Garipti aslında, sen dudağımdan apar topar dökülen sözlere virgül koymaya çalışırken, ben ettiğin cümleleri noktalıyordum.

Cümlelerin sonuna nokta koymak hep bana düşse de,noktaları hiç sevmiyordum.

Noktalar acıttı kalbini , biliyorum.

Şu üç harfi biraraya getirip gelişi güzel zikretmeyi de sevmiyorum ama,

a-ş-k biraz sabır, en çokta cesur olmaktı .

Şimdi oturduğum şehrin gözlerine yağmur doluyor, elimde bir fincan kahve, ağaçları seyrediyorum. Bir fincan kahvenin kaç yıl hatırı kaldığını sayıyorum kendimce ve halen merak ediyorum yazdıklarını.

Sanırım denge üzerine kuruluydu dünya ve dengeler altüst olduğunda gökyüzünün kalbinde bile kocaman bir delik açılabiliyordu.

Acılarımız mı bizi eğiten, dengesizliklerimiz mi bizi acıtan, yoksa tecrübelerimiz mi ayağımızı yere kenetleyen?

Binlerce soru sormak geliyor içimden, binlerce sorunun altında bırakmak istiyorum zihinleri.

Elimdeki kahve bitmiyor bir türlü, içindeki zararlı maddelere inat yudum yudum damıtıyorum içime, varsın benimde kendine zarar verenler arasında bir kıyamlık yerim olsun.

Ne çıkar?

Kalbim ahşap evlerin tahta arasından sızan damlaları gibi usul usul yürüyor gözlerime, kalbimi yanaklarımın coğrafyasına gömüyorum.

Hani bazı hikayelerin sonunu kimse bilmez herkes kendine göre bir son uydurur ya, işte öyle bir şeydir a-ş-k .
Kimisi için cümle sonuna konulan ,
öldürmeyen ama sol yanını felç bırakan bir nokta
kimisi içinse yeni bir cümleye başlamak için verilen müsaade.

Bir hikaye de noktalama işaretini doğru yerde kullanmak mühimdir aslında, cümlenin en olmadık yerinde el yordamıyla kondurulan bir nokta,
ne yeni bir satır başının müjdecisi ne de anlamlı bir öykünün yardımcısıdır.

Aslında çokta zor değildir bir hikayeyi nerede bitirdiğine bakmadan bitirebilmek ,ama eğer noktaları doğru yerde kullanmadıysanız,
hikayeyi her okuduğunuzda bir urgana atılmış gemici düğümü gibi çarpar dilinize.

Kanar diliniz, kanar kalbiniz...

Çok mutlu bitmese de, doğru yerlerde kullanılmış noktaları, ister iki satırlık isterse sayfalar dolusu bir sonu olmalı hikayelerin.

Ama mutlaka bir sonu olmalı...
İki nokta üst üste :

6 Haziran 2009 Cumartesi

ANLADIM...

Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını, kendimi bulduğumda anladım.

Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
Kendi yolumu çizdiğimde anladım.


Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat,
okuyarak, dinleyerek değil...

Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım...

Yüreğinde aşk olmadan geçen hergün kayıpmış, Aşk peşinden neden yalınayak
koştuğunu anladım...

Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden, Neden hiç ağlamadığını
anladım...

Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş, Gözyaşımı kahkaya çevirdiğinde anladım...


Bir insanı herhangi biri kırabilir, ama bir tek en çok sevdiği acıtabilirmiş, Çok acıttığında anladım..


Fakat,hakedermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını, Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terkettiğinde anladım...

Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet, Yüreğini elime koyduğunda anladım...

'Sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak, Sana ''git'' dediğimde anladım... Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek,

Git dediklerinde gittiğimde anladım...

Sana sevgim şımarık bir çocukmuş, her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan, Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım...


Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman olmak,
Gerçekten pişman olduğumda anladım...

Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş, Sevgi dolu yüreklerin gururu
olmazmış, Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım...

Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi, Beni afetmeni ölürcesine istediğimde anladım...


Sevgi emekmiş,

Emek ise vazgeçmeyecek kadar ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...


Can Yücel

3 Haziran 2009 Çarşamba

CANIM ANNEM ÇOK KORKUTTUN BİZİ :(

Merhabalar, şuan gece 01:30. Biraz önce hastaneden geldik. Annem bizi çok korkuttu. Birden bire fenalaşıp kendini kaybetmesi bitme noktam oldu. Babamla ne yapacağımızı şaşırdık. Annem bizi duymuyordu :(((
Annem uyan diye çığlıklar atıyordum. Annem uyanıp geri bayılıyordu. Apar topar hastaneye götürmek için hazırladım annemi. Canım teyzemi aradım koştu hemen.
Hemen acile götürdük annemi. Doktorlar koşturdu. Herşey normal gözüküyordu. Ama annem konuşamıyordu, kendinde değildi. Serum bağladılar. Daha sonra annem biraz olsun kendine geldi.
Serum bitince doktor yeniden geldi ve daha iyi görünce eve gönderdiler. Şimdi yatırdım annemi. Dinleniyor. Ama aklım onda. Uyandırıp soramıyorumda annem nasılsın diye. Bu gece sanırım hiç uyuyamayacağım.
Çok korkuttun annem beni. Sana birşey olursa dayanamam ben.
Canımsın herşeyimsin.

SENİ ÇOK SEVİYORUMM ÇOK...

1 Haziran 2009 Pazartesi

TUT ELLERİMDEN...

O ben olsun; Ben o...
Beni hiç bırakmayacak bir el...
Hiç bırakamayacağım bir el olsun istiyorum...
Haydi tut ellerimden...

Ve hiç bırakma...

Benim seni bırakmayacağım gibi...

29 Mayıs 2009 Cuma

İŞ YERİNDEN AYRILIŞ...

Merhaba dostlarım,şu aralar nedense bloguma hiç zaman ayıramadım. İşten çıkmam yeni iş aramam, derken KPSS ye geçte olsa çalışmaya gayret etmek derken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum. Evde durmaya alışkın değilim o yüzdende bunaldım.
İş görüşmelerim hep olumlu geçiyor. Bugün bir iş görüşmesine çağırdılar bile. Öğleden sonra gideceğim görüşmeye. Bakalım inşallah iyi olur herşey.

Öğretmen arkadaşlarım, öğrencilerim hep ağlayarak vedalaştık. Benimle birlikte 3 branş öğretmeni ayrıldı.
Seneye siz nerede çalışırsanız biz oradayız dedi velilerde. Arkamdan su bile döktü öğencilerim :))

Canlarım yaa çok seviyorum onları. Alışmışım hergün görmeye nasılda özlüyorum.


Dün imza atmam gereken bir belge için çağırdılar beni iş yerinden. Geleceğimi haber alan öğrencilerim kapıda karşıladı beni. Hiç ayrılmak istemezdim ordan. Aile gibiydik öğretmenler, öğrenciler, idare. Seneye etütümüze ilköğretim 2.kademe öğrenci kaydı almayacakları için ayrıldım.
Kurucumuz odasına çağırdı beni. Son bir kez daha düşün biz seninle çalışmak istiyoruz dedi. Çünkü onlarda biliyor ki öğrencilerle aram çok çok iyi. Ama benimle çalışmak istedikleri yer bizim etüt değil etütütün dershanesi. Bizim eve çok çok uzak. Oraya gitmek çok zor olacak. Ama yinede tüm kapıları kapamadım açık kapı bıraktım. Hayat bu...

Şimdi ders çalışma zamanı :) Herkese mutlu hafta sonları diliyorum...
SEVGİYLE KALIN...

22 Mayıs 2009 Cuma

İŞSİZLİK KAPIDA...

Merhaba arkadaşlar, bu aralar sıkıntım maalesef geçmiyor. Aşkımı yolcu ettikten sonra o üzüntünün üstüne birde iş yerinde seneye sadece ilkokul öğrencilerin kayıdı alınacağını öğrendim. Kurum maalesef biz branş öğretmenlerine bunu söylemedi. Biz öğrendik.
Seneye bizim etütte benim öğrencim olmayacak o yüzden ayrılıyorum. Hemen yeni iş aramaya başladım tabi. 1 Haziranda istifa ediyorum kurmumdan.
Bakalım hayırlısıyla umarım herşey rayına oturur.
Şimdi 1 ayda olsa ara verdiğim KPSS çalışmalarına devam edeceğim. Yinede bir umut.

Onun dışında sevdiğimi çok uzaklara gönderdim 2 gün önce :( Yine hasret dolu günlerim başladı anlayacağınız.
Bu hafta ''Melekler ve Şeytanlar'' filmine gittik beraber.

Ben kitabını okumuştum önceden. O yüzden konuya hakimdim. Katil kim, nasıl cinayetler olacak falan hep biliyordum. Kitap öyle bir kitaptı ki elimden bırakamamıştım. Sürekli katil şu yok yok öteki dedim hep okurken. Sonra hiç ummadığım kişi çıkmıştı katil.
Filmdede film boyu katil şu yok yok şu diye konuşuyordu aşkım. İçimden kıs kıs gülerek ooo daha çok fikrin değişecek diyordum :) Öyle de oldu.
Çok beğendik kısacası filmi. Tavsiye ederim.

Şimdilik benden bu kadar...
Herkese iyi bir hafta sonu diliyorum.
SEVGİYLE KALIN.

20 Mayıs 2009 Çarşamba

SENİ ÇOK ÖZLEYECEĞİM :(((

Sen çok uzaklara giderken
Özüm ağlıyor , gözüm değil...
Vedalar her zaman zordur.
İçimden bir yıldız kayıverdi zamansız.
Limansız kaldım ürperdim.
Bu gidişin,Yitik yanık türkü tadında.
Buruk bir duygu...
Ayrılık seremonilerini sevmesem de!
Veda zamanı...
Canım öylesine yanıyor ki :(((
Gülün dikenlerini özleyecek kadar.
Kendine iyi bak sevgilim...
Seni çok sevdiğimi biran olsun çıkarma aklıdan...
Hem de çok sevdiğimi...
Seni beklediğimi de unutma sakın...
Haydi ! aşkım sarıl bana.
Veda buseni kondur.
Kocaman öp.
Hoşcakal!
Seni çok özleyeceğim ÇOKKKKKKKK....

18 Mayıs 2009 Pazartesi

MERHABALARRR :)

Merhabalar, bugünlerde blogumu biraz ihmal ettim farkındayım. Ama bulutların üzerinde olduğumdan inemedim birtürlü yeryüzüne :))

Bildiğiniz gibi hasret çektiğim geçen hafta geldi. O yüzden 1,5 haftadır herşey çok güzel.
Nazar değmesin aman diyelim :))
5,5 aydır bu zamanı bekliyordum. Yeniden gidecek, bu sefer daha zor göndereceğim ama :(((((
Biraz daha sabredeceğimm... Sonra herşey güzel olacak hayırlısıyla.

Fonda çalan şarkıyı bizim şarkımız ilan ettik. Kadim&Sevda - Soğuk Şehir. Yakın zamanda keşfettim bu şarkıyı. O da çok sevdi. O zaman bizim şarkımız olsun dedik.
O kadar uyuyor ki sözleri bize... Sanki ikimiz düet yapıyoruz :)))
Bizim Adana'nın bir ucundan bir ucuna uzanan Seyhan gölümünün inanılmaz yerlerini gördük bugün. Meşhur Adnan Menderes Bulvarı var burada. Karların erimesiyle sular çok yükselmiş. İnsanların piknik yaptığı yerler sulara gömülmüş. Gezdiğimiz yerlerde resmen arabayla suyun içinden geçtik süperdi. İşte resimler.
Yarın tatil :) İyi bir gün olur umarım.
Sizler içinde mutlu bir hafta olsun.
SEVGİYLE ve MUTLU KALIN...

17 Mayıs 2009 Pazar

İNSAN BAZEN GİTMEK İSTER...



http://img244.imageshack.us/img244/760/920ev2.png

İnsan bazen gitmek ister.. Karanlıklara doğru yürümek ve hiç dönmemek.. Aydınlıktan kaçarcasına.. Kendisiyle yüzleşmekten korktuğu içinmidir bilinmez.. Aydınlıkta yaşananları görmemek için belkide.. Karanlığa giderken gözlerini kapayarak gitmek ister hemde.. Olurda ufacık bir ışık görür tekrar geriye dönerim düşüncesiyle alabildiğine sıkmak ister gözlerini..

İnsan bazen gitmek ister.. Sevdiği ve belkide onu seven insanları hiç düşünmeden kaybolmak ister.. Öyle bir yer olmalıdır ki gideceği yer, kimse bulamamalıdır onu.. Tabir-i caizse sırra kadem basmak ister..bilmez birgün büyüyüp karanlık caddelerin karanlık asfaltlarında yol almak isteyecegini.. Bazen tek bir kelime bile insanın canını sıkmaya yeter.. Bazen tepesi atar insanın bazende yüreği yaralanır..


Bazen daralır insan.. Etraftaki entrikalar, mentrikalar şunlar bunlar.. Daraltır insanı işte! Plastik gülüşlerden, yalancı sevişlerden, çıkarcı dostluklardan midesi bulanır artık.. Saf ve temiz bir dünya çizer hayallerinde.. Oraya gitmek ister.. Ama tek başına gitmelidir oraya.. Onu bekleyen tek birşey olmalıdır orda..


Yalnızlık!

Bazen sessizleşir insan.. Etrafa saçtığı gülücüklerden tek bir iz kalmaz yüzünde.. Çünkü bilir ki eğer gülümserse onada biri gülümseyecektir mutlaka.. İcten olmayan bir gülümseme görüp bir kez daha samimiyetsizlik karşısında yıkılmamak için gülümsemeyi unutmaya çalışır kendince… Ya da ona öyle gelir.. Samimi bir gülümseme dahi olsa inanmak istemez.. Çünkü karşısına hep samimiyetsizlik çıkmıştır onun.. Suya muhtaç toprağa benzer yüreği.. Samimiyete muhtaçtır o yürek!

Bazen canı sıkılır insanın.. Raflarda dolaşır gözleri.. Belki birşeyler bulur okurum düşüncesiyle.. Sonra fotoğraf albümüne takılır gözleri bir hışımla indirir hemen albümü ve ciltleri çevirmeye başlar.. O kadar uzun zaman olmuştur ki albüme bakmayalı resimler yapışmıştır artık ciltlerin üzerine.. Albümün içinde dolaştıkça eski anıları gelir aklına.. Kendisini görür resimlerde.. En sevdiği arkadaşı ile bahçedeki ağaca tırmanırken çekildiği fotoğrafı gördüğünde belkide aylar sonra ilk defa yüzünde gülücük belirir.. Sonra bebekken annesinin kucağında çekilmiş bir fotoğrafına bakar... Ne kadar küçüktür ne kadar miniminnacıktır.. "ben bu kadarmıymışım gerçekten!?" diye düşünmekten alı koyamaz kendini.. Hayatın zorlu kollarına atıldıığı gündür o gün... Ama o bilmez o zamanlar hayatın ona yaşatacağı zor anları..

Söylenen sözü kabullenircesine susar bazen.. Hiç birşey söylemez.. Gözleri konuşur sadece, onlarla anlatmak ister herşeyi.. Yüreğine cam kırıntıları serpilmiştir bir kere ve kanıyordur artık.. Fakat acısını belli etmemek için tutar kendini..

İnsan bazen gitmek ister.. Hiç ardına bakmadan çekip gitmek! Bırakmak ister herşeyi bir yerde ve sonsuz yolculuğuna çıkmak ister artık.. Vakit gelmiştir artık onun için.. Geç bile kalmıştır belkide.. Hayatında olan ne varsa kim varsa hepsini elinin tersiyle itip yelken açmak ister artık karanlıklara doğru.. Yüreğindeki bütün kırıntıları, hayatındaki iyi ya da kötü bütün anıları, insanları yanına almadan defolmak ister!..

Ama onlar hep onun takipcisi olacaktır.. Bilir bunu.. Bile bile gitmek ister..

Karanlık! Yalnızlık! Aç kollarını! Ben geldim…!!" demek ister..

bilmez birgün büyüyüp karanlık caddelerin karanlık asfaltlarında yol almak isteyeceğini..

13 Mayıs 2009 Çarşamba

MEĞER NE ÇOK ÖZLEMİŞİM SENİ...

http://img159.imageshack.us/img159/2012/49278800te6.gif

Meğer ne çok
özlemişim seni
Boylu boyunca karşımda duruşunu,
Meğer ne çok özlemişim yüzünü gülüşünü.
Gözlerim susamış gözlerine
Şiirler yazıyorum özlemine
Hasret bu kadar mı zormuş ?

Bir kere daha hatırladım

Sensizken kaybolup gittiğimi
Hayaller deryasında kaybolduğumu
Meğer ne çok özlemişim seni
...

Yine hasret kalacağım sana,
Yine hayallere dalacağım hergece
Yine çok özleyeceğim seni...

10 Mayıs 2009 Pazar

CANIM ANNEM SENİ ÇOK SEVİYORUM...

http://www.hanimabla.com/resimler/1122330879anneme1um6.jpg

Canım Annem, seni çok seviyorum. Zaten sevgi ne söylenir nede yazılır, sevgi sadece gösterilir. Sen de bana kimsenin göstermediği ve gösteremeyeceği öyle bir sevgi gösterdin ki bu sevgi ne biter nede tükenir. Sen bana hem arkadaş hem de sırdaş oldun.

Üzgün olduğumda dertlerimi, mutlu olduğumda ise sevincimi benimle paylaştın.
Sen üzülünce; sanki duyguların aksediyor kalbime ve bende üzülüyorum. Zaten sen mutsuz olduğunda ben nasıl mutlu olurum? Eğer seni üzdüğüm bir gün senden özür dilemeden yatarsam, o gece çok zor geçiyor. Ya annem olmasaydı ne olurdu diye geçiveriyor aklımdan… İşte o zaman çok ağlıyorum anne. Kendi kendime söz veriyorum seni bir daha üzmeyeceğim diye.

Allah’a çok dua ediyorum, annemi başımdan eksik etme diye. Çünkü sen olmadan ben ne olurum bilmiyorum…
Benim için çok değerlisin anne. Sevgim o kadar büyük ki anne, cümleler yetmiyor sevgimi taşımaya, ağır geliyor kelimelere, taşıyamıyorlar sevgimi. Büyük sevgimi taşımaları için büyük harfler kullanıyorum;
ANNE SENİ ÇOK SEVİYORUM…

8 Mayıs 2009 Cuma

NASIL DA ÖZLEMİŞİM SENİ...

http://img2.blogcu.com/images/s/e/h/sehnazca/arzumtmfm9.jpg

Nasıl da özlemişim seni.
Dün gece beni arayıp geldim aşkım dediğin vakitten itibaren hiç uyuyamadım heyecandan.
Sabah erkenden kalktım.
Bugün senin için ayrı bir özen gösterdim kendime.
İşe gittim ve biran önce vakit geçsin istedim.
Biran önce akşam olsun işten çıkayım ve seni göreyim diye geçirdim her saniyemi.
Aksi gibi geçmedi vakit.
Sonunda beklenen an geldi ve iş çıkışı beni beklerken buldum seni.
İkimizde şaşkın bakakaldık birbirimize önce.
Sarıldık sonra sıkıca.
Nasıl da özlemişim seni.
Sana sarılmayı...
Sonra hiç geçmese vakit diye geçti içimden.
15 gün dursa zaman.
Ve sen hiç gitmesen...

http://www.helloturkey.net/nazarlik.gif

3 Mayıs 2009 Pazar

AŞK FARKINA VARMAKTIR...

http://img83.imageshack.us/img83/6493/ask1ed0.jpg

''A
şk farkına varmaktır,
Ya herşey aşktır, ya hiçbirşey

Ya da herşey aşktandır
...
Ya aşk nedir?

Tarif etmek gereklidir ve aynı zamanda hastalıktır
.
Ve hiçbir tarif için bu aşkın tarifi değildir diyemezsiniz.

Ve hiçbir tarif tam değildir
.
Seversiniz işte
...
Kavuştuğunuz,kavuşmayı istediğiniz veya kavuşamadığınızdır aşk
....
Aşk odur
...
Yarım ve bayat bir simit de karın doyurur.

Bir ziyafet sofrasıda
..
Zaman gelir ikisi de birbirinin yerine geçer yaşamak için
.
Aşk vardır, yoktur, şu dur, bu dur
Hayır hiçbiri değil
.
Ya herşey aşktır, ya hiçbir şey
Ya da herşey aşktandır "


BEN AŞKIN FARKINA VARDIM :) YA SİZ???

2 Mayıs 2009 Cumartesi

ERKEK OLSAM NASIL OLURDU :))

Yine gecikmiş bir mim. Sevgili arkadaşım Mehtap mimlemişti beni. Konumuz şu:
Erkek olsan yapacağın ve yapmayacağın beş şey nedir?" ...

Blog arkadaşlarımın çoğu bilir. Nasıl duygusal ve romantik olduğumu. Bende erkek olsa nasıl bir erkek olur bilemem ama sanırım çok kız peşimden koşardı :)) Erkekler genellikle antiromantikler çünkü .

Erkek olsam yapacağım beş şey:


1-Çok romantik olurum.
2-Evlenmeden herşeyi yaşamak isterdim.
3- Kibar, centilmen ve bakımlı olurdum.
4- Aileme çok düşkün bir baba olurdum.
5- Tüm sorumluluklarına sahip biri olurdum.

Erkek olsam yapmayacağım beş şey:


1- Hiçbir işe yaramadan avare avare dolaşmak.
2-Sorumsuz olmak.
3- Utangaç olmak :)
4-Kumar oynamak.
5- Kaba- saba olmak. Her önüne gelene küfretmek.

Sonuçta sanırım erkek olmak istermiydin deseler hayır derdim. Bazen an geliyor keşke erkek olsam dediğim çok oluyor ama sanırım kadın olmak güzel şey :))

SEVGİYLE KALIN...

MİM...

Sevgili Dolunay'dan bana bir mim geldi ama ancak yanıtlayabiliyorum. Çok özür dilerim canım.
Gelelim ilginç sorularımıza :))

1. Yıl sonunda zengin olmak koşulu ile bir yıl boyunca her gece kabus görmek ister miydiniz?

Kesinlikle hayır. Para herşey değil. Huzum yoksa her gece parayı ne yapayım.

2. Kör olma ve sağır olmak arasında nasıl bir seçim yapardınız?
Ayy soru çok ilginç yani. Kim ister sağır kör olmak. Ama illa ki birini seçeceksem sanırım sağır olmayı tercih ederdim. Hayat çok güzel. Bu güzellikleri görmek lazım.

3. Öleceğiniz anı bilmek ister miydiniz?
Kesinlikle istemezdim. O zaman nasıl hayata bağlanır, umut ederim ki.

4. Bu gecenin son geceniz olacağını öğrenseniz, birine söylemediklerinizden dolayı üzülür müydünüz?

Evet üzülürdüm. Sadece biri olmazdı belki de. Bilemiyorum...


6. Eviniz yanıyor, aileniz ve siz kurtuldunuz. Son bir kez daha eve girme şansınız olsa, neyi kurtarırdınız?

Sanırım o an hiçbirşey düşünmezdim. Ailemin kurtulduğuna sevinir, sımsıkı sarılırdım onlara.

23 Nisan 2009 Perşembe

23 NİSAN...

http://www.zagnospasa.k12.tr/yaziresim/23nisan.gif

Merhabalar, tüm çocukların bayramını kutluyorum öncelikli olarak. Bugün tatilim ve evde dinlenmeye karar verdim.

Biz etütte kutlamalarımızı dün yaptık. Çocuklar çok eğlendiler.

Biz öğretmenlerde yarışmalara katıldık. Çocukların yarışmaları bitince kurum müdürümüz hadi bakalım şimdi öğretmenler yarışacak dediler. Süpriz oldu. Yarışmanın adı balon patlatma yarışması. Tüm öğretmenler ve kurucular bahis yaptılar. Kilolu hocaları seçtiler hep :)) Benden ümitleri yoktu :)
Ama yanıldılar. Yarışmada belli bir yere kadar balonla koşuyorsun sonra üzerine oturup patlatıyorsun. Geri dönüp balon alıp yeniden koşup 5-6 m ilerde patlatıyorsun. Toplam 3 balonu kim daha çabuk sürede patlatıp geri dönerse kazanıyor.
Veee kazanan kim dersiniz. Tabi ki ben :)) Hiç şansı yoktu diğer öğretmenlerin. Onlar balonların üzerinde patlatmak için zıplarken ben daha oturur oturmaz tırnaklarım sayesinde kazandım :)) Her ne kadar şike var bu işte dedilerse de ben tırnaklarımı inanın batırmadan patlıyordu balonlar. Çünkü çok şişirmişler ve haliyle çok incelmişti :)
Şikeyi kabul etmiyorum tabi :)

Komik bir anı oldu bu da bana. Çok eğlendik.

Koca bir kışı geride bıraktık.Adana'nın sıcakları başladı. Bu hafta çok sıcak geçiyor. Ama bugün hava bulutlandı sanırım yağmur geliyor. İnşallah yağar yağmur biraz serinleriz. Baharı pek yaşayamadan sanırım hemen yaz gelecek.

Şimdilik benden bu kadar.
KENDİNİZE İYİ BAKIN VE SEVGİYLE KALIN :))

19 Nisan 2009 Pazar

SEVDA SOĞUK ŞEHİR...

http://img.blogcu.com/uploads/zehraatasoy_b-94903-sahilde_beraber.jpg


Hayat film karesi gibi gözler önünde
Beni boşver kendine söz ver
Aklımdan geçen onca kelimenin unutulmaz değerlerinden
Bir tanesi benimle sonsuza , yaşananlar aklımda
Tüm karanlıklar açılır ışıklara bu güneşimi sakla

Yine dolu kalbim özlemle
Bir garip hasret yanıyor yüreğimde
Gözlerim ıslak yine aynı perde aynı yerde
Kapılıp gitmiştik aşk selinde ...

Yaktığın kalp senin değil gözlerimi çektim ben yetmedi sildim..
Sıradışı bir çok cümlemden kaç darbe alıp devrilmedin ?
Bükülmez bilekleri kestim , söyle neden böyle bu halim ?

Soğuk şehir bedenimi hapset , yardım dolu kapalı bu lanet ..
Bir gül , bir söz , bir bakış yeter beni yakmaya
Her gün yollar kapanır içimdeki tüm çocuklara

Senden beklediğim tek şey mutluluğunu görebilmektir
Özlediğin bir çok şeyin yanılgılarını görüp özletmektir
Seninle ayrı olsam da , hayalin ilk günkü gibi yanımda
Sözlerim yetmez bu aşka , seninle yaşlanmak başka
Benzemez bu hayata...

Yaktığın kalp senin değil gözlerimi çektim ben yetmedi sildim..
Sıradışı bir çok cümlemden kaç darbe alıp devrilmedin ?
Bükülmez bilekleri kestim , söyle neden böyle bu halim ?

Soğuk şehir bedenimi hapset , yardım dolu kapalı bu lanet ..
Göz pınarlarım kurumaya mahkum
Göğsünün içinde hapsoldum
Prangalar bileklerimde , müebbetim gözlerimde yazık ..
Söylediğin bunca şey varken yazamadım yaşattığını

Senin olmadığın bir yerde yaşama hakkımıysa elimden aldın ..
Kelimelerimle anlatsam tekrar , sana sarılıp uyusam
Kollarında hayaller kursam gözlerine doya doya baksam ..
Seninle yaşasam ...

Yaktığın kalp senin değil gözlerimi çektim ben yetmedi sildim..
Sıradışı bir çok cümlemden kaç darbe alıp devrilmedin ?
Bükülmez bilekleri kestim , söyle neden böyle bu halim ?
Soğuk şehir bedenimi hapset , yardım dolu kapalı bu lanet ...

KADİM- SEVDA SOĞUK ŞEHİR

18 Nisan 2009 Cumartesi

BİR HAFTA ARADAN SONRA...

Merhabalar, 1 haftadır blogumunla pek ilgilenemediğimin farkındayım.
Anneannem bize geldi pazartesi günü. Hasret gideriyoruz anlayacağınız. Geçen akşam böyle tv izlerken omuzuna yattım anneannemin. Oda böyle sarıldı bana. Öyle yasla başını omuzuma dedi. Sonra öptü saçlarımdan kokladı. Çok duygulandım. Öylece uyumuşum azda olsa.

İş yerinde yazılılar haftası olduğu için oldukça yoğunum. Önümüzde ki haftadan sonra biraz nefes alırız sanırım.
22 Nisanda etütümüzde öğrenciler için eğlenceler düzenliyoruz. Sınıfların hepsinde yarışma düzenlenecek. Benim büyük sınıflara çuvalla koşu yarışması ve kaşıkla yumurta taşıma yarışması. O anki hallerini düşünemiyorum. Küçük sınıfların yarışmaları dahada komik olacak sanırım. Hepsinin resimlerini çekip yayınlayacağım sizlere.
Haftaya nöbetçiyim iş yerinde. Anlayacağınız çok yoğun geçecek bu haftamda ama 23 Nisanın iş yerinin tatil olması ne güzel :))

İş yerinde kankam dediğim kişilerin gerçekten başka yüzleri olduğunu gördüm. Eskisi gibi değil hiçbirşey. Bazen anlam veremiyorum, üzülüyorum ama sonradan boşver diyorum. Birkez daha insanlara güvenmekte hata yaptın o kadar diyorum. Bu sana ders olsun ama son defa.
Aslında kendimi kandırdığımı biliyorum. Son defa olmayacağı konusunda. Ama ne yapayım sanırım ben herkesi kendim gibi zannediyorum sonrada hayal kırıklığına uğruyorum.

Aslında hergün yazacak o kadar şey birikiyor ki sizlere sonradan uçup gidiyor beynimden.

Ertelenen günlere bu sefer az kaldı inşallah. Herşeyin çok güzel olmasını diliyorum. Çok heyecanlıyım :) Zaman kısıtlıda olsa bu süreyi çok iyi değerlendirmemiz lazım. Bunun için sürekli plan yapıyoruz. Nerelere gitmeli, neler yapmalı diye...

Şimdilik benden bu kadar. Birazdan derse gitmem gerekiyor. Herkese iyi bir hafta sonu diliyorum.
SEVGİYLE VE HEP UMUT DOLU KALIN...

12 Nisan 2009 Pazar

MİM 'Evimin En Sevdiğim Köşesi''

Merhabalar, bugünlerde blogumu çok ihmal ettiğimin farkındayım. Ama çok yoğun oluyorum. Eve daha geç geliyorum artık. Öğrencilerimin sınavı yaklaşınca dersler ağırlaştı. Akşamda inanın pc başında olsamda başka şeylerden bazen hiç fırsat bulamıyorum.

Sevgili arkadaşımız Dolunay beni mimlemiş. Evinizin en sevdiğiniz köşesi neresi diye.


Bu son 6 aydır evde en fazla vakit geçirdiğim yer odam ve bilgisayar masam :)
Malum uzaklarda hasret çekilenler olunca ee birde tek iletişim internet olunca mecbur kalkamıyorsunuz pc başından :)) Çayım yada kahvemle en fazla vakit geçirdiğim bilgisayar masam...


Birde en sevdiğim yer odamda pencere kenarında olan yatağım. Kışın gündüz vakti yatağıma vuran güneş ışığında kitap okumak en sevdiğim şeylerden biridir. Sıcacık oluyor güneş içinde odam. Ama yazın bir o kadar kaçarım odamdan.
Şimdi televizyonu açtım 'Altın Kızlar' diye bir dizi başlamış yeni. Fatma Girik, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit oynuyor. Hepsini birden bir filmde görmek ne güzel. Nasıl bir dizi bilmiyorum ama komik bir diziymiş sanırım. İzleyelim görelim.
Şimdi uzanıp Tv izleme zamanı :)
Yarın malum iş başı. Yorucu bir hafta bekliyor bizi.
Herkese İYİ HAFTALAR DİLİYORUM.

SEVGİYLE VE MUTLU KALIN...

7 Nisan 2009 Salı

BEN ÇOCUKKEN ''MİM''

Merhabalar, yine güzel bir konuda mimlenmişim. Canım arkadaşım Aylin mimlemiş beni. Bu mim sayesinde çok çok eski yıllara döndüm.

1.Çocukken .......... kaçırdım. Ben doğmadan ölen,hiç tanımadığım ablamı görmeyi kaçırdım. Çok isterdim onu tanımayı. Ama diğer canım ablamı çok seviyorum. Hayattaki en iyi arkadaşım ablamdır. Seni çok seviyorum ablacım.

2.Çocukken........yoksundum. Et yemekten yoksundum. Çünkü yutamazdım :))) Babam şaşırırdı neler neler alırdı et çeşidi olarak ama yok ben yutamazdım. Tek yutabildiğim etten sert olan taşlıktı :))

3.Çocukken ........ yaralanmış olabilirim. Çok sık düşerdim ve bu yüzden dizimden çok yaralanmış olabilirim. Tazı gibi koşardım :))

4.Çocukken ........ olmayı hayal ederdim. Çocukken şarkıcı olmayı hayal ederdim. Sık sık şarkı söyler sesimi kasete çekerdim :))

5.Çocukken ....... isterdim. Çocukken biran önce büyümeyi çok isterdim. Ama büyümekte hiçbirşey yokmuş anladım. Yeniden çocuk olsam keşkee...

6.Evimizde asla yeterli ....... olmadı. Çok şükür ki çocukluğumda hiçbirşeyden yoksun değildim. Asla yeterli olmayan hiçbirşey olmadı.

7.Çocukken daha fazla .......... ihtiyaç duyardım. Çocukkende şimdi ihtiyaç duyduğum kadar her konuda aileme ihtiyaç duyardım. Hep yanımdalardı. Onları çok seviyorum.

8.Bir daha asla ........... göremeyeceğim için üzgünüm. Ben ilkokuldayken dedemi kaybettik. Nur içinde yat dedecim. Pek sevgi göstermezdi bizlere sert bir karakteri vardı. Ama yine de çoks everdim onu. Onu birdaha göremeyeceğim için üzgünüm.

9.Yıllar boyunca ......... merak ettim. Ablam küçükken beni hep kandırırdı. Benim gizli güçlerim var diye. Bu görünmeyen gücünün adıda vili idi :)) Onu çok merak ederdim. :)) Hala ablamla birlikte hatırlar güleriz.

10. .......... kaybımdan dolayı hep kendimi suçladım. Geçmişte yaşadığım 6 yıl kaybım için hep kendimi suçladım hala da suçluyorum. Belki çocuk değildim o zaman ama çocukluk etmişim.

Bende canım arkadaşım Sude ve Buse'nin annesini mimliyorum. Kolay gelsin canım. Sende dön o yıllara bakalım...
SEVGİYLE KALIN...

3 Nisan 2009 Cuma

MADDELER HALİNDE BEN ''MİM''

Sevgili arkadaşım Ferzan beni mimlemiş. Demişki ''MADDELER HALİNDE KENDİNİZİ ANLATIN''..

1-) Çok duygusalımdır. Birazda sulu gözlüyüm :))

2-) Biraz fazla iyi niyetli ve bu yüzden üzülen ve hala iyi niyetten vazgeçmeyen biriyim.

3-) İçimdeki çocuk ruhunu yaşatıyorum hala. 28 yaşındayım ama bazen çocuk ruhuna sığınmak hoşuma gider.Bıcır bıcırım.
Bazende çok fazla ağır başlıyımdır :)

4-) Evcimen olduğum kadar gezmeyide çok severim.

5-) Mesleğimi çok seviyorum. Haliyle çocuklarıda çok seviyorum.

6-) Aileme çok bağlıyım. Onlarsız bir hayat düşünemem. Onlar benim herşeyim.

7-) Kitaplarım, bilgisayarım benim için çok önemlidir.

8-) En sevdiğim spor yüzmektir.

9-) Çok zor sinirlenirim ama sinirlendiğimdede tam sinirlenirim. Sinirlenince çok konuşurum :)

10-) Biraz fazla titizim, çok romantik, asla mızmızlığı sevmeyen biriyim.

Sanırım bu 10 madde yeterli.
Bende canım arkadaşım Aylin'i mimliyorum.
SEVGİYLE KALIN...

1 Nisan 2009 Çarşamba

1 NİSAN

Adana'da bu seçim işlerinden bunaldım. Sürekli itirazlar yeniden yapılan sayımlardan bunaldık tüm Adana halkı.
Benim iş yerimimin karşı binası oyların sayıldığı merkez okul. Tüm oylar o okulda sayılıyor. Okul kapısı ile benim iş yerimin bahçe kapısıyla arası ancak 3-4 m. Kaç gündür sayımlara yapılan itirazlar şu bu derken iş yerinin kapısından girmek mümkün değil siyasetçiler, gazeteciler,televizyoncular ve halk yüzünden. İş yerinin önü çevik kuvvet polisleri ile dolu. Böyle olunca öğrencilerimizi bahçeye bile indirmeye çekiniyoruz. Sanırım bu belirsizlik hafta sonuna kadar sürecekmiş.

Adana'da çok sıcak bir gün yaşadık bu gün. Güneş öyle yakıcı ki bunaldım sıcaktan.

Biliyorsunuz ki dün moralim kötüydü. Düne göre bugün daha iyiyim. Her nekadar kavuşma umudumuz çok az ertelendiysede birbirimize desteğimiz ve sevgimizle biraz daha toparlandım.

İş yerinde herkes kendisini patron sanıyor bugünlerde. Temizlik görevlimizden aşçıya kadar. Tüm öğretmenler gergin. Yok efendim ne çok bardak kirletiyormuş öğretmenler, 10 dk erken çıkmış öğretmen hemen müdüre ispiyonlamalar falan. Cumartesi nöbetçiydim iş yerinde 10 dk erken çıktım. Anlayacağınız beni ispiyonlamışlar.
Bende bu sinirle müdürün odasına gittim. Hak verdi bana. Herkes görevini yapsın başka diyeceğim birşey yok dedim.

Haksızmıyım ama yani dimi :)

Bugün 1 Nisandı. Öğrenciler bayağı güldürdü beni şakalarıyla. Bende onlara bir şaka yaptım bugün işi bırakıyorum diye. İnandılar ağladılar :)
Kıyamadım gerçeği söyledim hemen. Ne çok seviyorlarmış meğer :)

Şimdilik bu kadar benden. Sevgiyle kalın hepiniz...