
5 Kasım 2009 Perşembe
SEVMEK...

19 Ekim 2009 Pazartesi
OTOBÜS MACERASI :)

15 Ekim 2009 Perşembe
GÜNLERİM NASIL GEÇİYOR...
Bu aralar hayat koşuşturmacalı anlayacağınız. Akşam nasıl oluyor bilmiyorum. O yüzden blogumu ve sizleri çok ihmal ettim :((
Düzene oturtacam az kaldı.
Hafta içi iş yoğunluğunu, hafta sonu arkadaşlarla atıyoruz işte.
Geçen hafta çiğ köfte partisi yaptık. Süperdi. Çok yemişim sanırım. Ama çok güzel yaptı arkadaşlar ne yapayım :) İnsan o ortamda ne kadar yediğinin farkına varmıyor.
Böyle gırgır şamata güzel bir hafta sonu geçirdik.
İş yerimde kurucumuz o gün beni çağıttırdı. Dedim bir şey oldu sanırım. Kesin bir veli şikayet etti yada onun gibi bişi. Hayırlısı dedim girdim odasına.
Dedi ki kurucu senden çok memnunuz. Sen yarım gün gelmene rağmen sen tam kadrodasın artık. Buranın demirbaş öğretmenisin artık dedi :))
Güleryüzümden çok memnunlarmış. Veliler, öğrenciler beni çok tutmuş. Sen hep böyle güleryüzlü ol dedi.
Çok sevindim. İşte güleryüzlü olmanın ve birde işini iyi yapmanın neler yapabileceğini birkez daha gördüm.
Dün eski iş yerimdeki arkadaşlarım beni ziyarete gelmişler. Süpriz yaptılar. Çok sevindim. Derste tahta kalemimin mürekkebi bitince birara çıktım mürekkep almaya. Bir baktım süprizz beni bekliyorlar sekreterin odasında. 10 dk teneffüs arasında azda olsa sohbet ettik. Çünkü dün full dersim vardı.
KPSS çalışmaya henüz başlayamadım. Şu derslerimi bir düzene oturtursam iş yerinde inşallah başlayacağım.
Yazın olduğu gibi kitaplarımı son sürat okuyamıyorum. Ancak yatmadan okuyabiliyorum 30 dk falan. Okumadan asla uyuyamıyorum bu alışkanlık bende.
Şimdi Alacakaranlık serisinin 4. kitabı olan Şafak Vaktine başladım. Güzel gidiyor bakalım.
Benden şimdilik bu kadar, işe gitmeliyim.
Hepiniz sevgiyle kalın...
12 Ekim 2009 Pazartesi
SEVDİĞİNE DEĞER VERMEK...
Sevdiğine değer vermek;
Nasıl desem ki, gözünü açarsın, karşında değildir.
Kapatırsın sımsıkı hemen karşına gelir.
Saçlarına dokunursun fırsat bu fırsat.
Böyle kanatlanır konar içine, kımıldayamazsın gitmesin diye.
Yakınındaysa misal, yaslar başını omzuna, robot olur kımıldayamazsın keyfi bozulmasın diye. Kımıldayamazsın yine.
Sevdiğine değer vermek ne saçma. Değer verdiğindir zira sevdiğin.
Ya da zaten sevdiğindir değer verdiğin.
Çok kızgınım der, özür dilersin kimin kızdırdığını bilmeden.
Zaten pek önemli de değildir.
Özür ister verirsin.
Üzgünüm der, dünya üzgündür o an.
Sevinçliyim der, kim üzgünse dövesin gelir.
Seni seviyorum der misal, kalbin bambu ağacı gibi büyür birden, sığımaz bedenine.
Sarılır yatarsın belki, yine robot olursun.
Kımıldamazsın uyanmasın diye. Bütün bunlar değer verdiğin anlamına gelmez.
Çünkü aslında görevdir bir bakıma bunlar.
Tüm bunlardan aldığın zevkin oranıdır, verdiğin değer.
Uzaktadır misal...
Uyursun bir başına, ama aklındadır o, ayıp ama yanında yatırırsın bir şekilde. nasıl yattıysan öyle kalkarsın, her yerin uyuşmuş halde.
Özlemektir bu.
Tüm tutulmuş bedeninle mutluysan hala, o mutlulukla eşdeğerdir verdiğin değer...
30 Eylül 2009 Çarşamba
OFFSHORE ŞAMPİYONASI- ADANA
27 Eylül 2009 Pazar
RUH EŞİ...

23 Eylül 2009 Çarşamba
BEN ARTIK DÖNDÜMM :))

Vampirlerle ve kurt adamlarla bir hayat nasıl geçer bilemiyorum :) Ama çok sürükleyici kitaplar Tavsiye ederim. Son ve 4. kitabıda 'Şafak Vakti'.
16 Eylül 2009 Çarşamba
HAVADİSLER...
Yeni bir Etütle anlaştım. Bayramdan hemen sonra yeni iş yerine başlıyorum. Umarım eski iş yerim gibi severim. Yeni iş yerimdeki insanlarda sıcak kanlı gibi görünüyorlar. Şartlar fena sayılmaz. Yarım gün çalışacağım. Diğer yarım günde ders çalışmayı düşünüyorum. Bu yıl devlete öğretmen olarak atandım atandım. Yoksa pes edeceğim.
Almanya'dan kuzenim geldi. Onunla geziyoruz şuaralar sık sık. Dün iftara yemeğe çıktık beraber. Kendisi 1.90 boyunda yakışıklımı yakışıklı bir delikanlıdır :) Kızların bakışlarını göreceksiniz. Bana kötü kötü kuzenime hayran hayran bakıyorlardı. Yaaa o benim kuzenim yaa bana neden öyle kötü bakıyorsunuz kiii :)
En son yazımda yazdığım gibi kararsızlık çemberinden henüz kurtulamadım maalesef. Bakalım neler olacak...
Bugün yeni iş yerim için evrak hazırlamam gerekecek. Çok sıkıcı bu işler. Akşama da bir arkadaşımın çocuğunun yaş günü kutlamasına gideceğim. Dün şirin mi şirin bir hediye aldım. Bebek kıyafetlerine bayılıyorum yaa. Çok güzeller miniminnacık.
Şimdilik benden bu kadar canlarım.
KENDİNİZE İYİ BAKIN...
SEVGİYLE KALIN...
ŞİMDİDEN İYİ BAYRAMLAR HEPİNİZE...
2 Eylül 2009 Çarşamba
KARARSIZLIK...
İnsanın içine düşebileceği en hırçın deniz...
Dalgalar o kadar büyük ve etkili ki o deniz de...
Bir türlü suyun yüzünde kalamazsın...
Ne yüzeyde kalıp yaşayabilirsin ne dibe batıp ölebilirsin...
Ne yapacağını bilmez bi vaziyette sürüklenirsin...
O güçlü dalgalar seni nereye götürürse...
Şansın varsa bir süre sonra şafakla birlikte deniz sakinleşir ve doğru sahile vurur baygın bir vaziyette...
Ve uyandığında yalnızsan daha çekecek çok acın var demektir...
31 Ağustos 2009 Pazartesi
YAZ BİTTİ MERHABA SONBAHAR...
Hayat koşuşturmaca geçiyor. Hala tatili bitiremedim. Aslında pek tatil sayılmaz. Sadece dinlenme diyelim. Zaten deniz anaları yüzünden yaklaşık 1 aydır denize giremiyoruz.
Yarı tatil yapıyorum yarı çalışma temposuna başladım. Biliyorsunuz okulların açılmasına az kaldı. O yüzden biz öğretmenler başladık çalışmalara.
Adana-Mersin arasında mekik dokuyorum. Adana hala sıcak, yaz bitmiyor buralarda. O yüzden ramazan çok zor geçiyor. Ama yazlıkta olduğum zamanlar daha rahatım. Orası serin çünkü.
Kitap okuma son hız devam. Şu an Stephenie Meyer'in Alacakaranlık kitabına başladım. 4 seri kitap. Vampirli kitaplar okuya okuya rüyalarıma girmeye başladılar :)
Bundan öncede P.C Cast ve Kristin Cast'in vampir serisini okudum.
İşaret, İhanet, Seçilmiş. Serinin devamı var ama Eylül'de piyasaya çıkacakmış.
Şu sıralar hayatımda pek fazla değişiklik yok anlayacağınız. Şikayetçi değilim. Bir önceki yazımdada yazdığım gibi akışına bıraktım zamanı,hayatı, herşeyi...
Şimdilik benden bu kadar. Kendinize iyi bakın.
SEVGİYLE KALIN...
9 Ağustos 2009 Pazar
BEN GELDİM... AMA GİDİYORUM :)
Bu aralar biraz karışık kafam yine. Beni üzen kişilerin pişmanlığı, özürleri, yeniden dönmek istemesi, ne olur aşka devam edelim demesi kafamı karıştırdı. Nasıl güvenir ki insan yeniden... Herşeye karar verip sırtını dönmüşken. Kafamda binlerce soru var cevaplayamadığım. Akışına bıraktım zamanı öylece yaşıyorum işte.
Haftaya cumartesi canım arkadaşımın nişanı var. İş yerinden en yakın arkadaşım, aynı zamanda tesadüf yazlıktada yan sitede oturması hergün görüşmemizi sağlıyor. Nişanı yazlıkta evde olacak. O yüzden dün cicimi cici bir elbise aldım :)) Heryerde giyebileceğim, şık, sade, şirin bir elbise.
Bol bol kitap okuyorum demiştim yazlıkta. V.C Andrews'in Çatı serisinden sonra,
Canan Tan 'En Son Yürekler Ölür' bitti.
Bundan sonrada Boleyn Kızını okuyacağım.
Sonrada sırada Stephenie Meyer'in kitap serisi var. Aldım kitaplığımda bekliyorlar.
Alacakaranlık,
Yeni ay, Tutulma,
Birde seri dışında yeni bir kitap çıkarmış Stephenie Meyer .
Göçebe'yi aldım.
Kitap okumayı çok seviyorum ne yapalım :))
Şimdilik benden bu kadar. BENİ ÖZLEYİNNN :)
KENDİNİZE İYİ BAKIN.
SEVGİYLE KALIN...
8 Ağustos 2009 Cumartesi
MİM...
Cesaret Nedir?
Cesaret. Hayattan korkamamak mı? Yaşayabilmek mi doyasıya? Yaşamaktan nefes almaktan, Seni Seviyorum demekten, Seni Özledim demekten, bir köpeğin başını okşamaktan, bir çocuğa gülümsemekten korkmamak mıdır cesaret.
Çılgınlık yapmak mı? Hayatımızı riske atacağımız sporlar yapmak mı? Yağmur altında ıslanacağımızı düşünmeden yürümek mi. Karların içinde aman hasta olurum diye düşünmeden uzanıp karın keyfini çıkarmak mı?
Başkaları ne der. Bana nasıl yorum yaparlar diye düşünmeden istediğimiz kıyafeti giyebilmek midir cesaret. Acaba pişman olur muyum diye düşünmeden içimizden geçeni söyleyebilmek, içimizden geldiği gibi duygularımızı ifade etmek midir cesaret.
Bize esir eden duygular ve insanlara karşı çıkıp ses yükseltmek midir cesaret. Yoksa ses çıkarmadan olayları akışında yaşamak ve bütün bunlara karşılık ayakta kalabilmek midir?
Haksızlıklara karşı sesini yükseltmemek midir? İlla bu şekilde olacak diye ısrar eden topluma sesini yükseltip, Hayır doğru olan budur deyip doğruyu gösterebilmek midir cesaret.
Zarar göreceğini bile, bile güçsüzün yanında olabilmek midir? Arkamızda kimsenin durmayacağını bilsek bile güçsünüzün arkasında durabilmek midir? Kendimizden başkalarının çıkarları için savaşabilmek midir?
Sevmeyi bilmek midir? Güvenmeyi öğrenmeye çalışmak mıdır? Nedir cesaret korkularımızı yenmeyi öğrenmek mi. Korkuyorum ben aslında diyebilmek mi? Asla ağlamam, başkaları benim ağladığımı görmemeli derken insanların yanında gözyaşlarını akıtabilmek mi yoksa cesaret.
Artık hayat bitsin, yaşam burada kalsın dediğimiz anda çaresizlikle birleştirilen ve intihara sürükleyen bir olgumudur.
Kimler cesaretlidir?
Âşık olan cesaretli olur mu?
Aşkı uğruna her şeyini özsaygısını, sevdiklerini, gururunu, el âlem ne der kaygılarını yitirmeyi göze alır mı cesur olan insan.
Cesaret bence,
Bir şeyi yapma gereği hissedersin mantığın ve duygun karşı karşıya gelir ve sonuç olarak yapmaman gerektiğini söyler hislerin. İşte o an yapmaman gerekeni yaparsın, ne mantık ne duygular düşünülür. Cesaret ikisini de geride bırakır mantığı da duyguyu da cesaret daha ağır basar.
Yani Cesaret,
Hem mantığınla hareket etme isteği, hem duygularını yaşama aşkı, hem de hem mantığının hem de duyguların gaza getirip yapmayacağım asla yapmam dediklerimizi bir çırpıda yapıvermemizdir.
Bunu herkes yapamaz, yani herkes cesur olamaz.
Herkes cesurum der. Ben korkmam der ama herkes mantığıyla hareket edip duygularının aşkıyla yaşamak ister. İkisini birden umursamayıp körü körüne boşluğa atlamaya cesaret edemez kimse.
Cesur olmayan kimse cesaret edemez güçsüzün arkasında durmaya, korkar haksızlık karşında sesini yükseltmeye, Duygularını dile getirmeye, ağlamaya, gülmeye korkar. Seni Seviyorum demekten korkar. Ben korkuyorum demekten korkar. Hem mantığını, hem de duygularını yaşamaktan korkar.
Cesur olmayan bir insan cesur olamaz.
William Churchill
23 Temmuz 2009 Perşembe
MERHABALARRRRR :)))
Yürüyüş yolumuz :)
Çok fazla kitap okuyorum. Kitap dayanmıyor bana. V.C Andrews'in 4 kitabı bitti. Çatı, Çatıdaki Rüzgar, Gazap Tohumları ve Çatıdaki Dikenler.
İş konusuna gelince hala kafama uygun biryer bulamadım. Sanırım bu yıl oturup gerçekten KPSS çalışıp devlete gidecem. Bu özellerden bıktım.
Aşk diyelim. O da ne :) Bildiğiniz o aşk BİTTİ. Yazılarımdan anlamışsınızdır. Hayatta malesef birkez daha hayal kırıklığına uğradım. Umarım bu son olur. Ne oldu neden bitti derseniz inan onun cevabını ben bile bilmiyorum. Sadece bitti işte. Ama çok iyiyim. Toparlandım. Yalnızım ve tatilin tadını çıkarıyorum...
Yeni bir haber daha. Yeniden teyze oluyorumm :)) İkiz yeğenlerimden sonra 1 yeğenim daha oluyor Allah'ın izniyle.
Hergün 1,5 saat tempolu bir şekilde yürüyüşüm var. Akşam 19:00-20:30 arası. İş yerinden en yakın arkadaşım bizim yan yazlık sitede. Onunla vakit geçiriyoruz çoğu zaman. Birde kuzenim geliyor sık sık. Sıkılmıyorum hiç.
Bizim buraların meşhur bici bici ve sıkma gözlemeleride yürüyüş yolu boyu heryerde. Millet bir yandan yürüyor bir yandan yiyor :))
KENDİNİZE İYİ BAKIN.
SEVGİYLE KALIN...
13 Temmuz 2009 Pazartesi
KENDİNE İYİ BAK...
O üç kelimeden çok daha fazlasını gizler içinde...
"Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra ben yanında olmayacağım.
Olamayacağım. İstesem de istemesem de. Sevdim bir zamanlar seni, hala seviyorum ve benden sonra da mutlu olmanı istiyorum. Olur da bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum.
Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra kendinden başkası olmayacak yanında sana bakacak. Ben olmayacağım.
Kendine iyi bak ve beni düşünme. Çünkü ben de seni düşünmeyeceğim artık. Arama sakın beni, yazma, çünkü ben yazmayacağım. Sil beni yüreğinden, çünkü ben sileceğim. Fakat, yaşanılan, paylaşılan güzel şeyler hatırına sana yürekten mutluluklar diliyorum. Ve ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum.
Kendine iyi bak. Aramızda geçen herşeye rağmen benden sonra iyi olduğunu bilmeyi tercih ederim. Aslında bilmem çok önemli değil, iyi olduğunu varsayacağım ben. Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum ben, seni kendinle başbaşa, yapayalnız bırakıyorum ben. Biliyorum kendini bırakacaksın benden sonra, o yüzden iyi bak diyorum. Aslına bakarsan, çok da fazla umursamıyorum.""
"Kendine iyi bak derler ve giderler. Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu. Çünkü onları ayırmak, eti tırnaktan ayırmak gibidir. Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok acı vericidir, yürek parçalıyıcıdır. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine Kendine İyi Bak gözleriyle ayrılırlar.
Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar. Ta ki son elveda mezar sessizliğine bürününceye kadar.
Tutkunun ötesinde sevenler, bir kez Kendine İyi Bak derler ve giderler. Onlar eti tırnaktan ayırmak yerine ölümü yeğlerler. Onlar bu acıyı bir kezden fazla kaldıramayacaklarını bilirler.
Kendine iyi bak derler ve giderler. Bu sözlerin içinde ihanet yok, hiç bir zaman olamaz derler ve giderler. En büyük ihanet değil midir aslında seni seveni, ihtiyacı olanı yüzüstü bırakıp gitmek.
"Kendine iyi bak" derler ve giderler. Seni suskunluğa mahkum edip giderler. Seni parçalara ayırıp, en büyük parçayı yanlarına alıp giderler. Seni senden alıp giderler. Daha kötüsü suçlayamazsın onları tüm bunlar için.
Kendine iyi bak deyip gidenin geçerli bir nedeni vardır elbet. Suçlatmaz kendini. Savaşmadıkları için kızarsın ama suçlayamazsın. Savaşmışlarsa, yenildikleri için kızarsın ama suçlayamazsın. Yenildiğin için kızarsın ama suçlayamazsın. Ayrılığın kaçınılmazlığına inandırır seni, "kendine iyi bak" derler ve giderler.
Elinden umutlarını, düşlerini, sevgilerini alıp giderler. Bir tek anıları bırakırlar geride, bir de hatırladıkça gözyaşlarına boğulasın diye unutulmayan nağmeler. Arkalarına bakmadan çekip giderler eğer yalnız kalmışsan, çünkü insafsızlıklarını görmek istemezler.
Herşey o saniye orada bitsin, kapansın bu sayfa isterler.
"Bitti" diyemedikleri için, "kendine iyi bak" derler.
"Kırıldım ve affedemiyorum" diyemedikleri için "kendine iyi bak" derler.
"Seni istemiyorum artık, hayatımdan çıkaracağım ama bil ki hiç unutmayacağım" diyemedikleri için kendine iyi bak derler.
"Biliyorum çok kanayacaksın ama daha iyisini yapamıyorum" diyemedikleri için "kendine iyi bak" derler.
Vicdanlarını rahatlatmak için kendine iyi bak derler, çünkü o kan uzun süre akacaktır ve o yara asla kapanmayacaktır, bilirler.
Kendine iyi bak bir noktadır çoğu zaman. Kendine iyi bak deme bana, sadece kötülükler noktalansın isterim ben. Oysa sen iyisin. Sen gözümdeki ışık, dudağımdaki tebessüm, sen içimdeki sevinçssin. Sen hayatıma renk katan, sen yüreğimdeki çarpıntı, sen hayatımdaki neşesin. Sen yolumu aydınlatan, sen dert ortağım, sen gönül yoldaşım, sen bir tanesin.
"Kendine iyi bak" deme bana. Nokta koyma. Keşke böyle yaşanmasaydı bazı şeyler, keşke affedebilsen beni, keşke ben de affedebilsem. Keşke döndürebilsek zamanı geriye. Keşke bugünkü aklımızla yaşasak herşeyi baştan. Nafile... Ama yine de, gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı? Sen eksikken, ben nasıl tam olurum? Senden kalan boşluğu kimlerle doldururum? Savaşsak, aramıza giren şeytanla olmaz mı? Hani büyük aşklar her türlü engeli aşardı, hani gerçek dostluklar her sınavı geçerdi, hani sevgi eninde sonunda kazanırdı? Hani hayatta hiç kirlenmeyecek değerler vardı? Hani en büyük zaferler, en kanlı savaşların ardından kazanılırdı? Bunların hepsi yalan mı?
Sahiden..., gitmesen olmaz mı?
Bitmesek olmaz mı?...
Peki o zaman.
Senin istediğin gibi olsun.
Öyleyse...
Sen de "KENDİNE İYİ BAK."
HOŞÇAKAL...
26 Haziran 2009 Cuma
TATİL...

Merhaba dostlarım, işte tatil geldi ve 1 ayı nerdeyse bitti bile. Bende pazar günü gidiyorum tatile.
Aslında tatil demeyelim işte şehir ve ev değiştiriyorum yazlık eve geçiyorum. Deniz, sahil, temiz hava biraz iyi gelecek bana. Bu yaz çok fazla bronzlaşmamaya karar verdim. Geçen yaz çekildiğim resimlere baktım da hiç beğenmedim. Kapkara olmuşum :) Sarı zenci gibi :) Biraz kafa dinleyeceğim.
İşten de ayrıldım bildiğiniz üzere. Henüz olumlu birşey yok. Dilerim iyi bir iş çıkar yakın zamanda.
Yarın sınava giriyorum ama olumsuz vaka :( Hiç çalışamadım ki. Birtürlü o çalışma moduna giremedim. Bakalım yarın ki sınavda kitapçıkla çok bakışacağız sanırım :) Kendime çok kızacağım sonra.
Birsürü kitaplar aldım yazlıkta okurum diye. Orada en büyük zevkim balkonda denize karşı oturup kitap okumak, ya da sahilde kitap okumak.
Adana felaket sıcak olmaya başladı artık. Kaçmak lazım buralardan. Ama oraya gidincede burayı çok özlüyorum.
Sizlere bol resimler çekeceğim. Ara ara nete girer sizleri okur yeni yazılar yazarım. Zaten sık sık Adana'ya döneceğim kısa sürelide olsa. İş bulursam hiç durmam oralarda dönerim hemen zaten.
Döndüğümde herşey güzel olmuş olur inşallah. Sizleri çok seviyorum. HEPİNİZ KENDİNİZE İYİ BAKIN...
SEVGİYLE KALIN...
22 Haziran 2009 Pazartesi
SENİ TANIYAMIYORUM ARTIK !!!

14 Haziran 2009 Pazar
İKİ NOKTA ÜSTÜSTE :::::::::
İki tırnak işareti arasına sığan bir kaç kelimeydin sen, içimi oyup geçen rüzgarlara inat, yürek durağımda beklediğim tek yolcu.Gerçeklerde aramıyorum artık seni, gerçek olmadığına inandırdım kendimi.
Kırgınım yalnızca hatta adı aşk ile başlayan cümleler kulağımı tırmalayan rahatsız edici birer ses artık.
Mülteci bir kaçaklığım vardı eskiden, şimdi terkedilmiş evler gibi duvarlarımda asılı eskimişliğim. Garipti aslında, sen dudağımdan apar topar dökülen sözlere virgül koymaya çalışırken, ben ettiğin cümleleri noktalıyordum.
Cümlelerin sonuna nokta koymak hep bana düşse de,noktaları hiç sevmiyordum.
Noktalar acıttı kalbini , biliyorum.
Şu üç harfi biraraya getirip gelişi güzel zikretmeyi de sevmiyorum ama,
a-ş-k biraz sabır, en çokta cesur olmaktı .
Şimdi oturduğum şehrin gözlerine yağmur doluyor, elimde bir fincan kahve, ağaçları seyrediyorum. Bir fincan kahvenin kaç yıl hatırı kaldığını sayıyorum kendimce ve halen merak ediyorum yazdıklarını.
Sanırım denge üzerine kuruluydu dünya ve dengeler altüst olduğunda gökyüzünün kalbinde bile kocaman bir delik açılabiliyordu.
Acılarımız mı bizi eğiten, dengesizliklerimiz mi bizi acıtan, yoksa tecrübelerimiz mi ayağımızı yere kenetleyen?
Binlerce soru sormak geliyor içimden, binlerce sorunun altında bırakmak istiyorum zihinleri.
Elimdeki kahve bitmiyor bir türlü, içindeki zararlı maddelere inat yudum yudum damıtıyorum içime, varsın benimde kendine zarar verenler arasında bir kıyamlık yerim olsun.
Ne çıkar?
Kalbim ahşap evlerin tahta arasından sızan damlaları gibi usul usul yürüyor gözlerime, kalbimi yanaklarımın coğrafyasına gömüyorum.
Hani bazı hikayelerin sonunu kimse bilmez herkes kendine göre bir son uydurur ya, işte öyle bir şeydir a-ş-k .
Kimisi için cümle sonuna konulan ,
öldürmeyen ama sol yanını felç bırakan bir nokta
kimisi içinse yeni bir cümleye başlamak için verilen müsaade.
Bir hikaye de noktalama işaretini doğru yerde kullanmak mühimdir aslında, cümlenin en olmadık yerinde el yordamıyla kondurulan bir nokta,
ne yeni bir satır başının müjdecisi ne de anlamlı bir öykünün yardımcısıdır.
Aslında çokta zor değildir bir hikayeyi nerede bitirdiğine bakmadan bitirebilmek ,ama eğer noktaları doğru yerde kullanmadıysanız,
hikayeyi her okuduğunuzda bir urgana atılmış gemici düğümü gibi çarpar dilinize.
Kanar diliniz, kanar kalbiniz...
Çok mutlu bitmese de, doğru yerlerde kullanılmış noktaları, ister iki satırlık isterse sayfalar dolusu bir sonu olmalı hikayelerin.
Ama mutlaka bir sonu olmalı...
İki nokta üst üste :
6 Haziran 2009 Cumartesi
ANLADIM...
Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını, kendimi bulduğumda anladım. Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
Kendi yolumu çizdiğimde anladım.
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak, dinleyerek değil...
Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım...
Yüreğinde aşk olmadan geçen hergün kayıpmış, Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım...
Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden, Neden hiç ağlamadığını anladım...
Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş, Gözyaşımı kahkaya çevirdiğinde anladım...
Bir insanı herhangi biri kırabilir, ama bir tek en çok sevdiği acıtabilirmiş, Çok acıttığında anladım..
Fakat,hakedermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını, Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terkettiğinde anladım...
Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet, Yüreğini elime koyduğunda anladım...
'Sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak, Sana ''git'' dediğimde anladım... Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek,
Git dediklerinde gittiğimde anladım...
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş, her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan, Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım...
Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım...
Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş, Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış, Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım...
Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi, Beni afetmeni ölürcesine istediğimde anladım...
Sevgi emekmiş,
Emek ise vazgeçmeyecek kadar ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...
Can Yücel
- Muhabbet Çiçeği
- Çoğu zaman duygusal, bir o kadar neşeli. . Hep umut dolu , sevgi dolu. Mutluluğun paylaşmaktan geldiğine inanan tomurcuk bir çiçek :)


