
27 Eylül 2009 Pazar
RUH EŞİ...

23 Eylül 2009 Çarşamba
BEN ARTIK DÖNDÜMM :))

Vampirlerle ve kurt adamlarla bir hayat nasıl geçer bilemiyorum :) Ama çok sürükleyici kitaplar Tavsiye ederim. Son ve 4. kitabıda 'Şafak Vakti'.
16 Eylül 2009 Çarşamba
HAVADİSLER...
Yeni bir Etütle anlaştım. Bayramdan hemen sonra yeni iş yerine başlıyorum. Umarım eski iş yerim gibi severim. Yeni iş yerimdeki insanlarda sıcak kanlı gibi görünüyorlar. Şartlar fena sayılmaz. Yarım gün çalışacağım. Diğer yarım günde ders çalışmayı düşünüyorum. Bu yıl devlete öğretmen olarak atandım atandım. Yoksa pes edeceğim.
Almanya'dan kuzenim geldi. Onunla geziyoruz şuaralar sık sık. Dün iftara yemeğe çıktık beraber. Kendisi 1.90 boyunda yakışıklımı yakışıklı bir delikanlıdır :) Kızların bakışlarını göreceksiniz. Bana kötü kötü kuzenime hayran hayran bakıyorlardı. Yaaa o benim kuzenim yaa bana neden öyle kötü bakıyorsunuz kiii :)
En son yazımda yazdığım gibi kararsızlık çemberinden henüz kurtulamadım maalesef. Bakalım neler olacak...
Bugün yeni iş yerim için evrak hazırlamam gerekecek. Çok sıkıcı bu işler. Akşama da bir arkadaşımın çocuğunun yaş günü kutlamasına gideceğim. Dün şirin mi şirin bir hediye aldım. Bebek kıyafetlerine bayılıyorum yaa. Çok güzeller miniminnacık.
Şimdilik benden bu kadar canlarım.
KENDİNİZE İYİ BAKIN...
SEVGİYLE KALIN...
ŞİMDİDEN İYİ BAYRAMLAR HEPİNİZE...
2 Eylül 2009 Çarşamba
KARARSIZLIK...
İnsanın içine düşebileceği en hırçın deniz...
Dalgalar o kadar büyük ve etkili ki o deniz de...
Bir türlü suyun yüzünde kalamazsın...
Ne yüzeyde kalıp yaşayabilirsin ne dibe batıp ölebilirsin...
Ne yapacağını bilmez bi vaziyette sürüklenirsin...
O güçlü dalgalar seni nereye götürürse...
Şansın varsa bir süre sonra şafakla birlikte deniz sakinleşir ve doğru sahile vurur baygın bir vaziyette...
Ve uyandığında yalnızsan daha çekecek çok acın var demektir...
31 Ağustos 2009 Pazartesi
YAZ BİTTİ MERHABA SONBAHAR...
Hayat koşuşturmaca geçiyor. Hala tatili bitiremedim. Aslında pek tatil sayılmaz. Sadece dinlenme diyelim. Zaten deniz anaları yüzünden yaklaşık 1 aydır denize giremiyoruz.
Yarı tatil yapıyorum yarı çalışma temposuna başladım. Biliyorsunuz okulların açılmasına az kaldı. O yüzden biz öğretmenler başladık çalışmalara.
Adana-Mersin arasında mekik dokuyorum. Adana hala sıcak, yaz bitmiyor buralarda. O yüzden ramazan çok zor geçiyor. Ama yazlıkta olduğum zamanlar daha rahatım. Orası serin çünkü.
Kitap okuma son hız devam. Şu an Stephenie Meyer'in Alacakaranlık kitabına başladım. 4 seri kitap. Vampirli kitaplar okuya okuya rüyalarıma girmeye başladılar :)
Bundan öncede P.C Cast ve Kristin Cast'in vampir serisini okudum.
İşaret, İhanet, Seçilmiş. Serinin devamı var ama Eylül'de piyasaya çıkacakmış.



Şu sıralar hayatımda pek fazla değişiklik yok anlayacağınız. Şikayetçi değilim. Bir önceki yazımdada yazdığım gibi akışına bıraktım zamanı,hayatı, herşeyi...
Şimdilik benden bu kadar. Kendinize iyi bakın.
SEVGİYLE KALIN...
9 Ağustos 2009 Pazar
BEN GELDİM... AMA GİDİYORUM :)
Bu aralar biraz karışık kafam yine. Beni üzen kişilerin pişmanlığı, özürleri, yeniden dönmek istemesi, ne olur aşka devam edelim demesi kafamı karıştırdı. Nasıl güvenir ki insan yeniden... Herşeye karar verip sırtını dönmüşken. Kafamda binlerce soru var cevaplayamadığım. Akışına bıraktım zamanı öylece yaşıyorum işte.
Haftaya cumartesi canım arkadaşımın nişanı var. İş yerinden en yakın arkadaşım, aynı zamanda tesadüf yazlıktada yan sitede oturması hergün görüşmemizi sağlıyor. Nişanı yazlıkta evde olacak. O yüzden dün cicimi cici bir elbise aldım :)) Heryerde giyebileceğim, şık, sade, şirin bir elbise.
Bol bol kitap okuyorum demiştim yazlıkta. V.C Andrews'in Çatı serisinden sonra,
Canan Tan 'En Son Yürekler Ölür' bitti.

Bundan sonrada Boleyn Kızını okuyacağım.
Sonrada sırada Stephenie Meyer'in kitap serisi var. Aldım kitaplığımda bekliyorlar.
Alacakaranlık,
Yeni ay,
Tutulma,
Şafak vakti.
Birde seri dışında yeni bir kitap çıkarmış Stephenie Meyer .
Göçebe'yi aldım.
Kitap okumayı çok seviyorum ne yapalım :))
Şimdilik benden bu kadar. BENİ ÖZLEYİNNN :)
KENDİNİZE İYİ BAKIN.
SEVGİYLE KALIN...
8 Ağustos 2009 Cumartesi
MİM...
Cesaret Nedir?
Cesaret. Hayattan korkamamak mı? Yaşayabilmek mi doyasıya? Yaşamaktan nefes almaktan, Seni Seviyorum demekten, Seni Özledim demekten, bir köpeğin başını okşamaktan, bir çocuğa gülümsemekten korkmamak mıdır cesaret.
Çılgınlık yapmak mı? Hayatımızı riske atacağımız sporlar yapmak mı? Yağmur altında ıslanacağımızı düşünmeden yürümek mi. Karların içinde aman hasta olurum diye düşünmeden uzanıp karın keyfini çıkarmak mı?
Başkaları ne der. Bana nasıl yorum yaparlar diye düşünmeden istediğimiz kıyafeti giyebilmek midir cesaret. Acaba pişman olur muyum diye düşünmeden içimizden geçeni söyleyebilmek, içimizden geldiği gibi duygularımızı ifade etmek midir cesaret.
Bize esir eden duygular ve insanlara karşı çıkıp ses yükseltmek midir cesaret. Yoksa ses çıkarmadan olayları akışında yaşamak ve bütün bunlara karşılık ayakta kalabilmek midir?
Haksızlıklara karşı sesini yükseltmemek midir? İlla bu şekilde olacak diye ısrar eden topluma sesini yükseltip, Hayır doğru olan budur deyip doğruyu gösterebilmek midir cesaret.
Zarar göreceğini bile, bile güçsüzün yanında olabilmek midir? Arkamızda kimsenin durmayacağını bilsek bile güçsünüzün arkasında durabilmek midir? Kendimizden başkalarının çıkarları için savaşabilmek midir?
Sevmeyi bilmek midir? Güvenmeyi öğrenmeye çalışmak mıdır? Nedir cesaret korkularımızı yenmeyi öğrenmek mi. Korkuyorum ben aslında diyebilmek mi? Asla ağlamam, başkaları benim ağladığımı görmemeli derken insanların yanında gözyaşlarını akıtabilmek mi yoksa cesaret.
Artık hayat bitsin, yaşam burada kalsın dediğimiz anda çaresizlikle birleştirilen ve intihara sürükleyen bir olgumudur.
Kimler cesaretlidir?
Âşık olan cesaretli olur mu?
Aşkı uğruna her şeyini özsaygısını, sevdiklerini, gururunu, el âlem ne der kaygılarını yitirmeyi göze alır mı cesur olan insan.
Cesaret bence,
Bir şeyi yapma gereği hissedersin mantığın ve duygun karşı karşıya gelir ve sonuç olarak yapmaman gerektiğini söyler hislerin. İşte o an yapmaman gerekeni yaparsın, ne mantık ne duygular düşünülür. Cesaret ikisini de geride bırakır mantığı da duyguyu da cesaret daha ağır basar.
Yani Cesaret,
Hem mantığınla hareket etme isteği, hem duygularını yaşama aşkı, hem de hem mantığının hem de duyguların gaza getirip yapmayacağım asla yapmam dediklerimizi bir çırpıda yapıvermemizdir.
Bunu herkes yapamaz, yani herkes cesur olamaz.
Herkes cesurum der. Ben korkmam der ama herkes mantığıyla hareket edip duygularının aşkıyla yaşamak ister. İkisini birden umursamayıp körü körüne boşluğa atlamaya cesaret edemez kimse.
Cesur olmayan kimse cesaret edemez güçsüzün arkasında durmaya, korkar haksızlık karşında sesini yükseltmeye, Duygularını dile getirmeye, ağlamaya, gülmeye korkar. Seni Seviyorum demekten korkar. Ben korkuyorum demekten korkar. Hem mantığını, hem de duygularını yaşamaktan korkar.
Cesur olmayan bir insan cesur olamaz.
William Churchill
23 Temmuz 2009 Perşembe
MERHABALARRRRR :)))
Yürüyüş yolumuz :)
Çok fazla kitap okuyorum. Kitap dayanmıyor bana. V.C Andrews'in 4 kitabı bitti. Çatı, Çatıdaki Rüzgar, Gazap Tohumları ve Çatıdaki Dikenler.
İş konusuna gelince hala kafama uygun biryer bulamadım. Sanırım bu yıl oturup gerçekten KPSS çalışıp devlete gidecem. Bu özellerden bıktım.
Aşk diyelim. O da ne :) Bildiğiniz o aşk BİTTİ. Yazılarımdan anlamışsınızdır. Hayatta malesef birkez daha hayal kırıklığına uğradım. Umarım bu son olur. Ne oldu neden bitti derseniz inan onun cevabını ben bile bilmiyorum. Sadece bitti işte. Ama çok iyiyim. Toparlandım. Yalnızım ve tatilin tadını çıkarıyorum...
Yeni bir haber daha. Yeniden teyze oluyorumm :)) İkiz yeğenlerimden sonra 1 yeğenim daha oluyor Allah'ın izniyle.
Hergün 1,5 saat tempolu bir şekilde yürüyüşüm var. Akşam 19:00-20:30 arası. İş yerinden en yakın arkadaşım bizim yan yazlık sitede. Onunla vakit geçiriyoruz çoğu zaman. Birde kuzenim geliyor sık sık. Sıkılmıyorum hiç.
Bizim buraların meşhur bici bici ve sıkma gözlemeleride yürüyüş yolu boyu heryerde. Millet bir yandan yürüyor bir yandan yiyor :))
KENDİNİZE İYİ BAKIN.
SEVGİYLE KALIN...
13 Temmuz 2009 Pazartesi
KENDİNE İYİ BAK...

O üç kelimeden çok daha fazlasını gizler içinde...
"Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra ben yanında olmayacağım.
Olamayacağım. İstesem de istemesem de. Sevdim bir zamanlar seni, hala seviyorum ve benden sonra da mutlu olmanı istiyorum. Olur da bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum.
Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra kendinden başkası olmayacak yanında sana bakacak. Ben olmayacağım.
Kendine iyi bak ve beni düşünme. Çünkü ben de seni düşünmeyeceğim artık. Arama sakın beni, yazma, çünkü ben yazmayacağım. Sil beni yüreğinden, çünkü ben sileceğim. Fakat, yaşanılan, paylaşılan güzel şeyler hatırına sana yürekten mutluluklar diliyorum. Ve ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum.
Kendine iyi bak. Aramızda geçen herşeye rağmen benden sonra iyi olduğunu bilmeyi tercih ederim. Aslında bilmem çok önemli değil, iyi olduğunu varsayacağım ben. Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum ben, seni kendinle başbaşa, yapayalnız bırakıyorum ben. Biliyorum kendini bırakacaksın benden sonra, o yüzden iyi bak diyorum. Aslına bakarsan, çok da fazla umursamıyorum.""
"Kendine iyi bak derler ve giderler. Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu. Çünkü onları ayırmak, eti tırnaktan ayırmak gibidir. Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok acı vericidir, yürek parçalıyıcıdır. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine Kendine İyi Bak gözleriyle ayrılırlar.
Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar. Ta ki son elveda mezar sessizliğine bürününceye kadar.
Tutkunun ötesinde sevenler, bir kez Kendine İyi Bak derler ve giderler. Onlar eti tırnaktan ayırmak yerine ölümü yeğlerler. Onlar bu acıyı bir kezden fazla kaldıramayacaklarını bilirler.
Kendine iyi bak derler ve giderler. Bu sözlerin içinde ihanet yok, hiç bir zaman olamaz derler ve giderler. En büyük ihanet değil midir aslında seni seveni, ihtiyacı olanı yüzüstü bırakıp gitmek.
"Kendine iyi bak" derler ve giderler. Seni suskunluğa mahkum edip giderler. Seni parçalara ayırıp, en büyük parçayı yanlarına alıp giderler. Seni senden alıp giderler. Daha kötüsü suçlayamazsın onları tüm bunlar için.
Kendine iyi bak deyip gidenin geçerli bir nedeni vardır elbet. Suçlatmaz kendini. Savaşmadıkları için kızarsın ama suçlayamazsın. Savaşmışlarsa, yenildikleri için kızarsın ama suçlayamazsın. Yenildiğin için kızarsın ama suçlayamazsın. Ayrılığın kaçınılmazlığına inandırır seni, "kendine iyi bak" derler ve giderler.
Elinden umutlarını, düşlerini, sevgilerini alıp giderler. Bir tek anıları bırakırlar geride, bir de hatırladıkça gözyaşlarına boğulasın diye unutulmayan nağmeler. Arkalarına bakmadan çekip giderler eğer yalnız kalmışsan, çünkü insafsızlıklarını görmek istemezler.
Herşey o saniye orada bitsin, kapansın bu sayfa isterler.
"Bitti" diyemedikleri için, "kendine iyi bak" derler.
"Kırıldım ve affedemiyorum" diyemedikleri için "kendine iyi bak" derler.
"Seni istemiyorum artık, hayatımdan çıkaracağım ama bil ki hiç unutmayacağım" diyemedikleri için kendine iyi bak derler.
"Biliyorum çok kanayacaksın ama daha iyisini yapamıyorum" diyemedikleri için "kendine iyi bak" derler.
Vicdanlarını rahatlatmak için kendine iyi bak derler, çünkü o kan uzun süre akacaktır ve o yara asla kapanmayacaktır, bilirler.
Kendine iyi bak bir noktadır çoğu zaman. Kendine iyi bak deme bana, sadece kötülükler noktalansın isterim ben. Oysa sen iyisin. Sen gözümdeki ışık, dudağımdaki tebessüm, sen içimdeki sevinçssin. Sen hayatıma renk katan, sen yüreğimdeki çarpıntı, sen hayatımdaki neşesin. Sen yolumu aydınlatan, sen dert ortağım, sen gönül yoldaşım, sen bir tanesin.
"Kendine iyi bak" deme bana. Nokta koyma. Keşke böyle yaşanmasaydı bazı şeyler, keşke affedebilsen beni, keşke ben de affedebilsem. Keşke döndürebilsek zamanı geriye. Keşke bugünkü aklımızla yaşasak herşeyi baştan. Nafile... Ama yine de, gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı? Sen eksikken, ben nasıl tam olurum? Senden kalan boşluğu kimlerle doldururum? Savaşsak, aramıza giren şeytanla olmaz mı? Hani büyük aşklar her türlü engeli aşardı, hani gerçek dostluklar her sınavı geçerdi, hani sevgi eninde sonunda kazanırdı? Hani hayatta hiç kirlenmeyecek değerler vardı? Hani en büyük zaferler, en kanlı savaşların ardından kazanılırdı? Bunların hepsi yalan mı?
Sahiden..., gitmesen olmaz mı?
Bitmesek olmaz mı?...
Peki o zaman.
Senin istediğin gibi olsun.
Öyleyse...
Sen de "KENDİNE İYİ BAK."
HOŞÇAKAL...
26 Haziran 2009 Cuma
TATİL...

Merhaba dostlarım, işte tatil geldi ve 1 ayı nerdeyse bitti bile. Bende pazar günü gidiyorum tatile.
Aslında tatil demeyelim işte şehir ve ev değiştiriyorum yazlık eve geçiyorum. Deniz, sahil, temiz hava biraz iyi gelecek bana. Bu yaz çok fazla bronzlaşmamaya karar verdim. Geçen yaz çekildiğim resimlere baktım da hiç beğenmedim. Kapkara olmuşum :) Sarı zenci gibi :) Biraz kafa dinleyeceğim.
İşten de ayrıldım bildiğiniz üzere. Henüz olumlu birşey yok. Dilerim iyi bir iş çıkar yakın zamanda.
Yarın sınava giriyorum ama olumsuz vaka :( Hiç çalışamadım ki. Birtürlü o çalışma moduna giremedim. Bakalım yarın ki sınavda kitapçıkla çok bakışacağız sanırım :) Kendime çok kızacağım sonra.
Birsürü kitaplar aldım yazlıkta okurum diye. Orada en büyük zevkim balkonda denize karşı oturup kitap okumak, ya da sahilde kitap okumak.
Adana felaket sıcak olmaya başladı artık. Kaçmak lazım buralardan. Ama oraya gidincede burayı çok özlüyorum.
Sizlere bol resimler çekeceğim. Ara ara nete girer sizleri okur yeni yazılar yazarım. Zaten sık sık Adana'ya döneceğim kısa sürelide olsa. İş bulursam hiç durmam oralarda dönerim hemen zaten.
Döndüğümde herşey güzel olmuş olur inşallah. Sizleri çok seviyorum. HEPİNİZ KENDİNİZE İYİ BAKIN...
SEVGİYLE KALIN...
22 Haziran 2009 Pazartesi
SENİ TANIYAMIYORUM ARTIK !!!

14 Haziran 2009 Pazar
İKİ NOKTA ÜSTÜSTE :::::::::
İki tırnak işareti arasına sığan bir kaç kelimeydin sen, içimi oyup geçen rüzgarlara inat, yürek durağımda beklediğim tek yolcu.Gerçeklerde aramıyorum artık seni, gerçek olmadığına inandırdım kendimi.
Kırgınım yalnızca hatta adı aşk ile başlayan cümleler kulağımı tırmalayan rahatsız edici birer ses artık.
Mülteci bir kaçaklığım vardı eskiden, şimdi terkedilmiş evler gibi duvarlarımda asılı eskimişliğim. Garipti aslında, sen dudağımdan apar topar dökülen sözlere virgül koymaya çalışırken, ben ettiğin cümleleri noktalıyordum.
Cümlelerin sonuna nokta koymak hep bana düşse de,noktaları hiç sevmiyordum.
Noktalar acıttı kalbini , biliyorum.
Şu üç harfi biraraya getirip gelişi güzel zikretmeyi de sevmiyorum ama,
a-ş-k biraz sabır, en çokta cesur olmaktı .
Şimdi oturduğum şehrin gözlerine yağmur doluyor, elimde bir fincan kahve, ağaçları seyrediyorum. Bir fincan kahvenin kaç yıl hatırı kaldığını sayıyorum kendimce ve halen merak ediyorum yazdıklarını.
Sanırım denge üzerine kuruluydu dünya ve dengeler altüst olduğunda gökyüzünün kalbinde bile kocaman bir delik açılabiliyordu.
Acılarımız mı bizi eğiten, dengesizliklerimiz mi bizi acıtan, yoksa tecrübelerimiz mi ayağımızı yere kenetleyen?
Binlerce soru sormak geliyor içimden, binlerce sorunun altında bırakmak istiyorum zihinleri.
Elimdeki kahve bitmiyor bir türlü, içindeki zararlı maddelere inat yudum yudum damıtıyorum içime, varsın benimde kendine zarar verenler arasında bir kıyamlık yerim olsun.
Ne çıkar?
Kalbim ahşap evlerin tahta arasından sızan damlaları gibi usul usul yürüyor gözlerime, kalbimi yanaklarımın coğrafyasına gömüyorum.
Hani bazı hikayelerin sonunu kimse bilmez herkes kendine göre bir son uydurur ya, işte öyle bir şeydir a-ş-k .
Kimisi için cümle sonuna konulan ,
öldürmeyen ama sol yanını felç bırakan bir nokta
kimisi içinse yeni bir cümleye başlamak için verilen müsaade.
Bir hikaye de noktalama işaretini doğru yerde kullanmak mühimdir aslında, cümlenin en olmadık yerinde el yordamıyla kondurulan bir nokta,
ne yeni bir satır başının müjdecisi ne de anlamlı bir öykünün yardımcısıdır.
Aslında çokta zor değildir bir hikayeyi nerede bitirdiğine bakmadan bitirebilmek ,ama eğer noktaları doğru yerde kullanmadıysanız,
hikayeyi her okuduğunuzda bir urgana atılmış gemici düğümü gibi çarpar dilinize.
Kanar diliniz, kanar kalbiniz...
Çok mutlu bitmese de, doğru yerlerde kullanılmış noktaları, ister iki satırlık isterse sayfalar dolusu bir sonu olmalı hikayelerin.
Ama mutlaka bir sonu olmalı...
İki nokta üst üste :
6 Haziran 2009 Cumartesi
ANLADIM...
Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını, kendimi bulduğumda anladım. Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
Kendi yolumu çizdiğimde anladım.
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak, dinleyerek değil...
Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım...
Yüreğinde aşk olmadan geçen hergün kayıpmış, Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım...
Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden, Neden hiç ağlamadığını anladım...
Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş, Gözyaşımı kahkaya çevirdiğinde anladım...
Bir insanı herhangi biri kırabilir, ama bir tek en çok sevdiği acıtabilirmiş, Çok acıttığında anladım..
Fakat,hakedermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını, Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terkettiğinde anladım...
Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet, Yüreğini elime koyduğunda anladım...
'Sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak, Sana ''git'' dediğimde anladım... Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek,
Git dediklerinde gittiğimde anladım...
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş, her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan, Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım...
Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım...
Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş, Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış, Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım...
Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi, Beni afetmeni ölürcesine istediğimde anladım...
Sevgi emekmiş,
Emek ise vazgeçmeyecek kadar ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...
Can Yücel
3 Haziran 2009 Çarşamba
CANIM ANNEM ÇOK KORKUTTUN BİZİ :(
Annem uyan diye çığlıklar atıyordum. Annem uyanıp geri bayılıyordu. Apar topar hastaneye götürmek için hazırladım annemi. Canım teyzemi aradım koştu hemen.
Hemen acile götürdük annemi. Doktorlar koşturdu. Herşey normal gözüküyordu. Ama annem konuşamıyordu, kendinde değildi. Serum bağladılar. Daha sonra annem biraz olsun kendine geldi.
Serum bitince doktor yeniden geldi ve daha iyi görünce eve gönderdiler. Şimdi yatırdım annemi. Dinleniyor. Ama aklım onda. Uyandırıp soramıyorumda annem nasılsın diye. Bu gece sanırım hiç uyuyamayacağım.
Çok korkuttun annem beni. Sana birşey olursa dayanamam ben.
Canımsın herşeyimsin.
SENİ ÇOK SEVİYORUMM ÇOK...
1 Haziran 2009 Pazartesi
TUT ELLERİMDEN...
Hiç bırakamayacağım bir el olsun istiyorum...
Haydi tut ellerimden...
Ve hiç bırakma...
Benim seni bırakmayacağım gibi...
29 Mayıs 2009 Cuma
İŞ YERİNDEN AYRILIŞ...
İş görüşmelerim hep olumlu geçiyor. Bugün bir iş görüşmesine çağırdılar bile. Öğleden sonra gideceğim görüşmeye. Bakalım inşallah iyi olur herşey.
Öğretmen arkadaşlarım, öğrencilerim hep ağlayarak vedalaştık. Benimle birlikte 3 branş öğretmeni ayrıldı.
Seneye siz nerede çalışırsanız biz oradayız dedi velilerde. Arkamdan su bile döktü öğencilerim :))
Canlarım yaa çok seviyorum onları. Alışmışım hergün görmeye nasılda özlüyorum.
Dün imza atmam gereken bir belge için çağırdılar beni iş yerinden. Geleceğimi haber alan öğrencilerim kapıda karşıladı beni. Hiç ayrılmak istemezdim ordan. Aile gibiydik öğretmenler, öğrenciler, idare. Seneye etütümüze ilköğretim 2.kademe öğrenci kaydı almayacakları için ayrıldım.
Kurucumuz odasına çağırdı beni. Son bir kez daha düşün biz seninle çalışmak istiyoruz dedi. Çünkü onlarda biliyor ki öğrencilerle aram çok çok iyi. Ama benimle çalışmak istedikleri yer bizim etüt değil etütütün dershanesi. Bizim eve çok çok uzak. Oraya gitmek çok zor olacak. Ama yinede tüm kapıları kapamadım açık kapı bıraktım. Hayat bu...
Şimdi ders çalışma zamanı :) Herkese mutlu hafta sonları diliyorum...
SEVGİYLE KALIN...
22 Mayıs 2009 Cuma
İŞSİZLİK KAPIDA...
Seneye bizim etütte benim öğrencim olmayacak o yüzden ayrılıyorum. Hemen yeni iş aramaya başladım tabi. 1 Haziranda istifa ediyorum kurmumdan.
Bakalım hayırlısıyla umarım herşey rayına oturur.
Şimdi 1 ayda olsa ara verdiğim KPSS çalışmalarına devam edeceğim. Yinede bir umut.
Onun dışında sevdiğimi çok uzaklara gönderdim 2 gün önce :( Yine hasret dolu günlerim başladı anlayacağınız.
Bu hafta ''Melekler ve Şeytanlar'' filmine gittik beraber.
Ben kitabını okumuştum önceden. O yüzden konuya hakimdim. Katil kim, nasıl cinayetler olacak falan hep biliyordum. Kitap öyle bir kitaptı ki elimden bırakamamıştım. Sürekli katil şu yok yok öteki dedim hep okurken. Sonra hiç ummadığım kişi çıkmıştı katil.
Filmdede film boyu katil şu yok yok şu diye konuşuyordu aşkım. İçimden kıs kıs gülerek ooo daha çok fikrin değişecek diyordum :) Öyle de oldu.
Çok beğendik kısacası filmi. Tavsiye ederim.
Şimdilik benden bu kadar...
Herkese iyi bir hafta sonu diliyorum.
SEVGİYLE KALIN.
20 Mayıs 2009 Çarşamba
SENİ ÇOK ÖZLEYECEĞİM :(((

18 Mayıs 2009 Pazartesi
MERHABALARRR :)
17 Mayıs 2009 Pazar
İNSAN BAZEN GİTMEK İSTER...

İnsan bazen gitmek ister.. Karanlıklara doğru yürümek ve hiç dönmemek.. Aydınlıktan kaçarcasına.. Kendisiyle yüzleşmekten korktuğu içinmidir bilinmez.. Aydınlıkta yaşananları görmemek için belkide.. Karanlığa giderken gözlerini kapayarak gitmek ister hemde.. Olurda ufacık bir ışık görür tekrar geriye dönerim düşüncesiyle alabildiğine sıkmak ister gözlerini..
İnsan bazen gitmek ister.. Sevdiği ve belkide onu seven insanları hiç düşünmeden kaybolmak ister.. Öyle bir yer olmalıdır ki gideceği yer, kimse bulamamalıdır onu.. Tabir-i caizse sırra kadem basmak ister..bilmez birgün büyüyüp karanlık caddelerin karanlık asfaltlarında yol almak isteyecegini.. Bazen tek bir kelime bile insanın canını sıkmaya yeter.. Bazen tepesi atar insanın bazende yüreği yaralanır..
Bazen daralır insan.. Etraftaki entrikalar, mentrikalar şunlar bunlar.. Daraltır insanı işte! Plastik gülüşlerden, yalancı sevişlerden, çıkarcı dostluklardan midesi bulanır artık.. Saf ve temiz bir dünya çizer hayallerinde.. Oraya gitmek ister.. Ama tek başına gitmelidir oraya.. Onu bekleyen tek birşey olmalıdır orda..
Yalnızlık!
Bazen sessizleşir insan.. Etrafa saçtığı gülücüklerden tek bir iz kalmaz yüzünde.. Çünkü bilir ki eğer gülümserse onada biri gülümseyecektir mutlaka.. İcten olmayan bir gülümseme görüp bir kez daha samimiyetsizlik karşısında yıkılmamak için gülümsemeyi unutmaya çalışır kendince… Ya da ona öyle gelir.. Samimi bir gülümseme dahi olsa inanmak istemez.. Çünkü karşısına hep samimiyetsizlik çıkmıştır onun.. Suya muhtaç toprağa benzer yüreği.. Samimiyete muhtaçtır o yürek!
Bazen canı sıkılır insanın.. Raflarda dolaşır gözleri.. Belki birşeyler bulur okurum düşüncesiyle.. Sonra fotoğraf albümüne takılır gözleri bir hışımla indirir hemen albümü ve ciltleri çevirmeye başlar.. O kadar uzun zaman olmuştur ki albüme bakmayalı resimler yapışmıştır artık ciltlerin üzerine.. Albümün içinde dolaştıkça eski anıları gelir aklına.. Kendisini görür resimlerde.. En sevdiği arkadaşı ile bahçedeki ağaca tırmanırken çekildiği fotoğrafı gördüğünde belkide aylar sonra ilk defa yüzünde gülücük belirir.. Sonra bebekken annesinin kucağında çekilmiş bir fotoğrafına bakar... Ne kadar küçüktür ne kadar miniminnacıktır.. "ben bu kadarmıymışım gerçekten!?" diye düşünmekten alı koyamaz kendini.. Hayatın zorlu kollarına atıldıığı gündür o gün... Ama o bilmez o zamanlar hayatın ona yaşatacağı zor anları..
Söylenen sözü kabullenircesine susar bazen.. Hiç birşey söylemez.. Gözleri konuşur sadece, onlarla anlatmak ister herşeyi.. Yüreğine cam kırıntıları serpilmiştir bir kere ve kanıyordur artık.. Fakat acısını belli etmemek için tutar kendini..
İnsan bazen gitmek ister.. Hiç ardına bakmadan çekip gitmek! Bırakmak ister herşeyi bir yerde ve sonsuz yolculuğuna çıkmak ister artık.. Vakit gelmiştir artık onun için.. Geç bile kalmıştır belkide.. Hayatında olan ne varsa kim varsa hepsini elinin tersiyle itip yelken açmak ister artık karanlıklara doğru.. Yüreğindeki bütün kırıntıları, hayatındaki iyi ya da kötü bütün anıları, insanları yanına almadan defolmak ister!..
Ama onlar hep onun takipcisi olacaktır.. Bilir bunu.. Bile bile gitmek ister..
Karanlık! Yalnızlık! Aç kollarını! Ben geldim…!!" demek ister..
bilmez birgün büyüyüp karanlık caddelerin karanlık asfaltlarında yol almak isteyeceğini..
13 Mayıs 2009 Çarşamba
MEĞER NE ÇOK ÖZLEMİŞİM SENİ...

Meğer ne çok özlemişim seni
Boylu boyunca karşımda duruşunu,
Meğer ne çok özlemişim yüzünü gülüşünü.
Gözlerim susamış gözlerine
Şiirler yazıyorum özlemine
Hasret bu kadar mı zormuş ?
Bir kere daha hatırladım
Sensizken kaybolup gittiğimi
Hayaller deryasında kaybolduğumu
Meğer ne çok özlemişim seni...
Yine hasret kalacağım sana,
Yine hayallere dalacağım hergece
Yine çok özleyeceğim seni...
10 Mayıs 2009 Pazar
CANIM ANNEM SENİ ÇOK SEVİYORUM...

Canım Annem, seni çok seviyorum. Zaten sevgi ne söylenir nede yazılır, sevgi sadece gösterilir. Sen de bana kimsenin göstermediği ve gösteremeyeceği öyle bir sevgi gösterdin ki bu sevgi ne biter nede tükenir. Sen bana hem arkadaş hem de sırdaş oldun.
Üzgün olduğumda dertlerimi, mutlu olduğumda ise sevincimi benimle paylaştın.Sen üzülünce; sanki duyguların aksediyor kalbime ve bende üzülüyorum. Zaten sen mutsuz olduğunda ben nasıl mutlu olurum? Eğer seni üzdüğüm bir gün senden özür dilemeden yatarsam, o gece çok zor geçiyor. Ya annem olmasaydı ne olurdu diye geçiveriyor aklımdan… İşte o zaman çok ağlıyorum anne. Kendi kendime söz veriyorum seni bir daha üzmeyeceğim diye.
Allah’a çok dua ediyorum, annemi başımdan eksik etme diye. Çünkü sen olmadan ben ne olurum bilmiyorum…
Benim için çok değerlisin anne. Sevgim o kadar büyük ki anne, cümleler yetmiyor sevgimi taşımaya, ağır geliyor kelimelere, taşıyamıyorlar sevgimi. Büyük sevgimi taşımaları için büyük harfler kullanıyorum;
ANNE SENİ ÇOK SEVİYORUM…
8 Mayıs 2009 Cuma
NASIL DA ÖZLEMİŞİM SENİ...

Dün gece beni arayıp geldim aşkım dediğin vakitten itibaren hiç uyuyamadım heyecandan.
Sabah erkenden kalktım.
Bugün senin için ayrı bir özen gösterdim kendime.
İşe gittim ve biran önce vakit geçsin istedim.
Biran önce akşam olsun işten çıkayım ve seni göreyim diye geçirdim her saniyemi.
Aksi gibi geçmedi vakit.
Sonunda beklenen an geldi ve iş çıkışı beni beklerken buldum seni.
İkimizde şaşkın bakakaldık birbirimize önce.
Sarıldık sonra sıkıca.
Nasıl da özlemişim seni.
Sana sarılmayı...
Sonra hiç geçmese vakit diye geçti içimden.
15 gün dursa zaman.
Ve sen hiç gitmesen...

3 Mayıs 2009 Pazar
AŞK FARKINA VARMAKTIR...

''Aşk farkına varmaktır,
Ya herşey aşktır, ya hiçbirşey
Ya da herşey aşktandır...
Ya aşk nedir?
Tarif etmek gereklidir ve aynı zamanda hastalıktır.
Ve hiçbir tarif için bu aşkın tarifi değildir diyemezsiniz.
Ve hiçbir tarif tam değildir.
Seversiniz işte ...
Kavuştuğunuz,kavuşmayı istediğiniz veya kavuşamadığınızdır aşk....
Aşk odur...
Yarım ve bayat bir simit de karın doyurur.
Bir ziyafet sofrasıda..
Zaman gelir ikisi de birbirinin yerine geçer yaşamak için.
Aşk vardır, yoktur, şu dur, bu dur
Hayır hiçbiri değil.
Ya herşey aşktır, ya hiçbir şey
Ya da herşey aşktandır "
BEN AŞKIN FARKINA VARDIM :) YA SİZ???
2 Mayıs 2009 Cumartesi
ERKEK OLSAM NASIL OLURDU :))
Erkek olsan yapacağın ve yapmayacağın beş şey nedir?" ...
Blog arkadaşlarımın çoğu bilir. Nasıl duygusal ve romantik olduğumu. Bende erkek olsa nasıl bir erkek olur bilemem ama sanırım çok kız peşimden koşardı :)) Erkekler genellikle antiromantikler çünkü .
Erkek olsam yapacağım beş şey:
1-Çok romantik olurum.
2-Evlenmeden herşeyi yaşamak isterdim.
3- Kibar, centilmen ve bakımlı olurdum.
4- Aileme çok düşkün bir baba olurdum.
5- Tüm sorumluluklarına sahip biri olurdum.
Erkek olsam yapmayacağım beş şey:
1- Hiçbir işe yaramadan avare avare dolaşmak.
2-Sorumsuz olmak.
3- Utangaç olmak :)
4-Kumar oynamak.
5- Kaba- saba olmak. Her önüne gelene küfretmek.
Sonuçta sanırım erkek olmak istermiydin deseler hayır derdim. Bazen an geliyor keşke erkek olsam dediğim çok oluyor ama sanırım kadın olmak güzel şey :))
SEVGİYLE KALIN...
MİM...
Gelelim ilginç sorularımıza :))
1. Yıl sonunda zengin olmak koşulu ile bir yıl boyunca her gece kabus görmek ister miydiniz?
Kesinlikle hayır. Para herşey değil. Huzum yoksa her gece parayı ne yapayım.
2. Kör olma ve sağır olmak arasında nasıl bir seçim yapardınız?
Ayy soru çok ilginç yani. Kim ister sağır kör olmak. Ama illa ki birini seçeceksem sanırım sağır olmayı tercih ederdim. Hayat çok güzel. Bu güzellikleri görmek lazım.
3. Öleceğiniz anı bilmek ister miydiniz?
Kesinlikle istemezdim. O zaman nasıl hayata bağlanır, umut ederim ki.
4. Bu gecenin son geceniz olacağını öğrenseniz, birine söylemediklerinizden dolayı üzülür müydünüz?
Evet üzülürdüm. Sadece biri olmazdı belki de. Bilemiyorum...
6. Eviniz yanıyor, aileniz ve siz kurtuldunuz. Son bir kez daha eve girme şansınız olsa, neyi kurtarırdınız?
Sanırım o an hiçbirşey düşünmezdim. Ailemin kurtulduğuna sevinir, sımsıkı sarılırdım onlara.
- Muhabbet Çiçeği
- Çoğu zaman duygusal, bir o kadar neşeli. . Hep umut dolu , sevgi dolu. Mutluluğun paylaşmaktan geldiğine inanan tomurcuk bir çiçek :)



